Müthiş Bir Doktor!
Bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere
dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı, peşin hüküm, peşin fikir…
Ya da sahip olduğunuz tek aracınız eğer bir çekiçse; her şeyi bir çivi olarak görmeye başlamak güdüsü…
Önyargı; işte bu tanımlardan yola çıkan noktaların ortak adı.
Sanırım, hayatınızın içinde yer almış ve muhtemelen tanık olduğunuz
bir dolu örnekleme ile siz de bu konuda bireysel tecrübeler edinmiş olmalısınız.
Neticede insan beşeri zaaflarının tercihinde kimi zaman önyargılı davranma güdüsünü bir şekilde yaşamıştır, yaşar, yaşayacaktır da.
Üniversitede görevli bir uzman doktor öğrencilerine yaşlanmanın
psikolojik belirtilerini öğretirken, örnek verdiği bir hasta üzerinden hareketle yorum yapmaktadır:
“Arkadaşlar bu hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. Zaman, yer ya da kişi kavramı yok. Yalnız nasıl oluyorsa kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor, ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve
giydiriyor. Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Giysileri salyalarından dolayı sürekli lekeler içinde. Yürüyemiyor. Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi perişan ediyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada hiçbir neden yokken
sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor, ağlıyor!”
Bu konuşması sonrası doktor, öğrencilerine böyle birinin bakımını
üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrencilerin tümü, davranış ve yüz mimikleriyle bunu yapamayacaklarını ifade ederler.
Doktor, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince, öğrenciler doğal olarak çok şaşırırlar.
Daha sonra doktor öğrencilerinin arasında cebinden çıkardığı ve sözünü ettiği hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.
Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır!
Gördüğünüz gibi hikayemiz, hayatın içinde hepimizin yaşadığı ya da yaşayabileceği basit yanlış anlamaların, önyargıların, insanı nasıl farklı
bir perspektife taşıyabileceğine dair kesin ipuçları veriyor.
Hayatın içinde hemen her konuda önyargılı olmamak doğrusudur
ama genellikle insan bu doğrunun üstünü, kişisel egosuyla beslenmiş endirekt görüşleri nedeni ile sıkça çizer durur.
O nedenle Einstein’nın pek bilinen o yaklaşımı da, dolayısı ile hemen öne çıkar:
“Önyargı; dünyada atomu parçalamaktan bile zor olan şeydir!”
“Önyargısız bir şekilde şu yazıyı nasıl sonlandırayım?” diye düşünürken ve konu da Einstein’a gelip dayanınca; en iyisi yazımı bu ünlü bilim adamının üstüne eğlenceli bir şekilde bağlayım istedim:
Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein’a; “Efendim, uzun zamandır konuşmalarınızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve artık neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum.” demiş.
Bunun üzerine Einstein gülümseyerek şoförüne bir öneride bulunmuş:
“Şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar. O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime konuşmayı sen yap! Ben de arka sırada seni dinlerim.”
Şoför gerçekten çok başarılı bir konuşma yapmış ve kürsüde kendisine sorulan tüm soruları doğru olarak yanıtlamış.
Tam yerine oturacağı sırada, konuşmayı dinleyenlerden bir kişi o güne kadar konferansta sorulmamış farklı ve çok önemli bir soru sormuş.
Şoför hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönmüş ve
“İnanamıyorum! Böylesine basit bir soruyu sormanıza gerçekten
çok şaşırdım.” demiş.
Sonra da arka sırada oturan Einstein’ı işaret ederek devam
etmiş:
“Şimdi buraya arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz o bile yanıtlayacak!”
Gerisini sanırım, tahmin ettiniz…
Özetleyelim:
Önyargılı olmamak kendine güvenmektir!..