Sorunlar, Sıkıntılar Ve Bir Bardak Su!
Kalabalık bir iş toplantısı sırasında ön sırada yer alan katılımcılardan biri, sürekli olarak başını yana düşürerek uyukluyordu. Bu durum sonunda konuşmacının dikkatini çekti ve diğer katılımcılardan birine sokularak yavaşça sordu:
“Dostumuzun nesi var?”
“Bilmiyorum! Üstelik 15 günlük tatilinden yeni dönmüştü!”
Konuşmacı kısa kesti:
“Bırakın uyusun! Muhtemelen tatile giderken kafasını da yanında götürmüş!”
O iş seminerinde yanımda uyuklayan benim yorgun arkadaşım, konuşmacıya bilgi veren de bendim.
Yedeklediğimiz sorunlar ve benzeri ihtimal hesapları ile tatile ya da size özel bir yere gittiğinizde işinizi, sıkıntılarınızı ve açmazlarınızı eğer yanınıza aldıysanız; sonrasında döndüğünüzde yukarıda verdiğim örnekteki gibi orada, burada uyumanız da kaçınılmazdır.
Eğer yapabiliyorsanız bir tatil; doğrusu tatil gibi olmalı, kafalar dinlenmeli ve içindeki bütün negatifler deniz, güneş ve eğlence ile birlikte bertaraf edilmelidir. Yaz mevsiminde özellikle tatile gidecek olanlara, tatil hayali kuranlara ya da şu anda bir tatil yöresinde olmayı kuranlara, bir noktada bağlayıcı olabilir diye, bir başka ilginç anekdot daha sunmak istiyorum:
Kürsüdeki konuşmacı, iş adamlarından oluşan bir gruba stres yönetimi konusunda bilgiler veriyordu. Bir ara su dolu bir bardağı kaldırıp iş adamlarına sordu:
“Sizce bu su dolu bardağın ağırlığı ne kadar olabilir?”
Konuşmayı izleyenlerin yanıtları 30 gram ile 500 gram arasında oldu…
Bunun üzerine konuşmacı kısa bir ayrıntı dökümü verdi:
“Gerçek ağırlık fark etmez. Bu; bardağı elinizde ne kadar süreyle tuttuğunuza göre değişir. Eğer bir dakikalığına tutarsanız sorun yok. Bir saatliğine tutarsanız kolunuzda bir ağrı oluşacaktır. Bir gün boyunca tutarsanız kesinlikle ambulans çağırmak zorunda kalırsınız! Ağırlığı aynıdır ama bardak inanılmaz ağır gelecektir size!”
Eğer sıkıntılarınızı, sorunlarınızı her zaman böyle taşırsanız, bunu yapmakta direnirseniz er ya da geç, sonunda onların hiçbirini taşıyamaz duruma gelebilirsiniz. Çünkü yükler gittikçe ve giderek artarak, daha da ağır gelmeye başlayacaktır. Bu durumda yapılması gereken; herhalde bardağı yere bırakıp, bir süre dinlenmek ve daha sonra tekrar tutup kaldırmak olmalıdır.
O nedenle; eldeki yüklerin her ne ise ara sıra yere bırakılması, tekrar soluk alınıp kendinize geldikten ve elbette dinlendikten sonra yolunuza öyle devam etmeniz esas olmalı. Burada, iş dünyasında sıkça uygulandığını yakından bildiğim bir benzer konuya da, yeri geldiği için değinmek istiyorum.
O da şu:
Evinize iş götürmeyin!
Ama…
Bakın aşağıya aldığım anlatıdaki olayın kahramanı, bu durumu nasıl çözmüş ve kendi içindeki doğruyu nasıl yakalamış:
“Eski çiftlik evimizi restore etmek için anlaştığımız marangoz ustası, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi ikide bir bozulmuş ve şimdi de eski püskü arabası çalışmayı reddetmişti. Onu evine götürürken yanımda sinirden adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu.
Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde;
ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum.
’O, benim dert ağacım,’ dedi. ‘Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar, evime, eşime ve çocuklarıma ait değil. Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum! Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum!”
Ağaçlarla aranız nasıldır, bilemem. Bununla birlikte bahçenizde olmasa bile evinize en yakın bir ağaç, sizin de sorunlarınızı dallarına astığınız anlayışlı özel ve sessiz bir arkadaşınız olabilir.
Ağaç deyip geçmeyin!
Siz hele ağacınızla bir iletişime geçin; bakın, görün neler oluyor neler!