Tanınmış Marka, İyi Ürün Ve Macera!
İş hayatındaki can alıcı en temel nokta, hizmet etmek için beslenen dürüst duygudur. Ticaret, bilindiği gibi bir hizmet bilimidir ve doğal olarak ticarette en iyi hizmet veren de, en çok kar edendir. Ancak bir ticari işletmede değişimin, büyümenin, rekabet avantajının ve yeni kazançların sürdürülebilir tek kaynağı da; satıştır.
Günümüz ticaret hayatında kaçınılmaz olan rekabetin eşliğindeki, “tanınmış marka”, “iyi ürün”, “pazarlama” ve “tecrübeli pazarlamacı” noktaları; satışa ve kazanca esas olan öncelikli ilkeler ve vazgeçilmez hedefler olarak öne çıkıyor. Artık devasa bir pazar yeri olan dünyada, bunların dışındaki kaygan ve gelgeç ilkeler, temelsiz girişimler, doğrusu pek para etmiyor ve dolayısı ticaret sahibine de kalıcı bir başarı ve vizyon da getirmiyor.
Ancak yukarıda kısaca sıraladığımız ilkeleri zamanında, doğru ve yerinde uygulayan ticari kurum ve firmaların, her durumda başarıyı yakalama, kazanma ve kazandırmaları da, yine ticaretin olağan doğası ve reel fonksiyonu gereğidir.
Bir açıdan şöyle de denilebilir: Ticaret saygı duyulması gereken bir savaş gibidir. Ana stratejisi doğruysa, yapılacak sayısız taktik hata bile başarıyı engelleyemez!
İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Almanya’da bir kasabada iki kardeş ayakkabı yapıp satmak üzere bir atölye açarlar. Adolph ve Rudolph Dassler adlı kardeşler işe birlikte başlar ve bir süre imalat ve satışlarına devam ederler. Ancak Adolph savaş sonrasında kardeşine artık birlikte çalışmak istemediğini, kendine ayrı bir atölye açacağını söyler. Rudolph şaşkındır, çünkü ufacık bir kasabada iki kardeş, iki ayrı ayakkabı atölyesiyle pazarda birbirine rakip olacaktır!
Kardeşi Adolph’a bunun mantıklı olmayacağını, kasabada zaten insanların sınırlı sayıda ayakkabı satın aldıklarını, dolayısı ile bu girişimle hem kendisinin, hem de onun da iflas edebileceğini söyler. Ancak Adolph bu uyarıyı dikkate almaz ve tutkulu girişimciliği ile kendine yeni bir ayakkabı atölyesi açar. Bunun üzerine iki kardeşin aralarında son derece ciddi bir ticari rekabet da başlamış olur. İkisi de iyi ürünleri imal etmekte ve pazarlamaktadır.
Bir süre sonra rekabetleri, doğdukları kasaba sınırlarını, hatta ülke sınırlarını aşacak hale gelir. Bu iki firmanın merkezi de ilk kuruldukları kasaba olan Herzogenerauch’tadır. Birbirine rakip olan iki kardeşten Adolph Dassler’in ayakkabı şirketinin adı “Adidas” Rudolph Dassler’inki ise “Puma”dır!
Bundan yaklaşık 75 yıl önce iki kardeşin önce birlikte, sonra birbirinden ayrılarak kurdukları firmalarının, dünya çapında tanınmış marka kuruluşlar olduklarını günümüzde hemen hepimiz biliyoruz.
Rekabetten gelen bu ve benzeri başarı örnekleri kulağımıza inanılmaz peri masalları gibi gelse de, aslında hem hiçbir şey kolay değil, hem de gördüğünüz gibi mutlaka başarılarının arkasında bilinmeyen bir arka plan da var. Ama burada en önemlisi; ticarette girişimcilik ruhunun coşkusu ve başarıya ulaşmayı kafasına koymuş olanların, tükenmeyen ticari heyecanları ve içsel motivasyonlarının sürekliliğidir.
“Marka firma” olmada rekabetin önemli ölçüde katkısı olduğunu görüyoruz ama sonrasındaki pazarlama etkinliklerinin de, keza aynı ölçüde önemli olduğunu da biliyoruz. Burada önemli olan bir nokta da, iyi bir pazarlamacının görev aldığı firmadaki verimliliğinin, çalışmasının ve sorumluluk bilincinin ne kadar yeterli, doğru ve isabetli olduğu esasıdır.
Bir ayakkabı serüveniyle girdiğimiz yazımızın tam burasında, artı bir ayakkabı hikayesi eşliğinde konumuza ironik bir tat katarak devam edelim: Amerikalı büyük bir ayakkabı firması pazar araştırması yapması için bir elemanını Afrika’ya yollar. İncelemelerini bitirip Amerika’ya dönen çalışan genel müdürüne araştırma sonucunu şöyle açıklar:
“Müdür bey, Afrika’da kimse ayakkabı giymiyor! Orada yatırım yapmak asla doğru olmaz”… Ve firma Afrika’da yatırım yapmaz.
Başka bir ayakkabı firması da aynı şekilde bir elemanını Afrika’ya pazar araştırması yapmaya yollar. Bu çalışan ise döndüğünde müdürüne sonucu gayet heyecanlı bir şekilde şöyle açıklar:
“Müdür bey, müdür bey! Afrika’da çok büyük paralar kazanabiliriz! Kimsenin ayağında ayakkabısı yok! Herkese ayakkabı satabiliriz!” Sonuç: İkinci firma bu mantıktan hareketle büyük paralar kazanmıştır, çalışan da bunun karşılığını maddi ve manevi terfi ederek almıştır!..
Ticari hayatta pazarlamacılığın ve pazarlamacının, aslında ne kadar önemli bir işlevi olduğunu yukarıdaki mini öykümüzde de gördük. Buna eşdeğer bir kıssa ile yukarıdaki mantığı bir kez daha pekiştirelim:
Zamanın birinde bir padişah rüyasında dişlerinin döküldüğünü ve tek bir dişinin kaldığını görür. Uyanır uyanmaz bir rüya tabircisi ister. Vezirler hemen bir rüya tabircisi bulur ve padişahın huzuruna getirirler. Padişah rüyasını anlatır ve rüya tabircisi konuşur:
“Padişahım bütün yakınlarınız ölecek ve yapayalnız kalacaksanız!”
Padişah tabircinin bu yorumu üzerine “vurun boynunu bu adamın!” der. Rüya tabircisi canından olur.
Vezirler hemen başka bir tabirci bulurlar. Padişah rüyayı tekrar anlatır.
Yeni rüya tabircisi rüyayı şöyle yorumlar:
“Padişahım, akrabalarınız içinde en uzun ömürlü siz olacaksınız!”.
Padişahın içi rahatlar ve adamı 1000 altınla ödüllendirir.
Klasik bir hikaye gibi gözüküyor ama buradan çıkan da, tam bir pazarlama ustasının işine profesyonel yaklaşımı esasıdır. Ya da bardağa dolu tarafından yaklaşıp, müşteriyi damardan yakalama tekniğinin harika bir örneği!..
Ticari hayatın içinde doğrulanmış, örneklenmiş bu ve benzeri hikayeler, iş hayatında sürekli negatif bahaneler üretmekten ve şikayetlerden çok daha yararlı ve çok daha iyidir diye düşünüyorum…
Bir düşünce adamı olan Robert Hervey Cabelle’in söylediklerine de kulak vererek, cümle ticaret erbabı dostlarımıza da yakışır sıkı bir alkış tutalım:
“İş hayatını seviyorum, çünkü rekabet var; çünkü kelimeler yerine yapılanlar ödüllendirilir. İş hayatını seviyorum, çünkü ciddiyet ister ve bugünün işiyle uğraşırken yarını düşünmeme fırsat vermez. İş hayatını seviyorum, çünkü düzeltmeye değil yapmaya çalışır; çünkü ikiyüzlülüğe ve duygusallığa yer yoktur. İş hayatını seviyorum, çünkü hatayı, uyuşukluğu verimsizliği cezalandırıp; elinden gelen her şeyi ortaya koyanları fazlasıyla ödüllendirir. İş hayatını seviyorum, çünkü her gün taze bir maceradır!”
Alkışlar bitti!..
Buyurun yeni maceralara!..