Kutudan Zirveye Çıkmak!
Adının pek önemi yok... Notlarıma öylesine yazmışım.
Akıllı bir adamın hayata doğru savurduğu çok şahane bir sözünü hatırlıyorum:
“Bu dünyada güvence yoktur, yalnız fırsatlar vardır!..”
Doğrudur ve zaten işinde gücünde hesaplarını iyi uygulayan ve sonunda da oluşan fırsatları yakalayıp yerinde ikame edenler kazanırlar!..
Hayatın içinde geçen her şeyin ve zaman dilimlerinin de, temelde doğrudan bir sigortası yoktur. Üstelik hayatın bütünü ve özü baştan ayağa bir riskler arenasıdır. Bu kaygan zemindeki arenada sırtladığınız, ya da yaşadığınız sorunlar ile teke tek dövüşürken, sonuç olarak ya ayakta kalırsınız ya da sırtüstü düşerseniz!
Bu karşılıklı ve çetin mücadele; birey olarak sizin tutum, davranış ve moral ilkeleriniz ile doğru orantılıdır. Muhtemelen sosyal, ekonomik, ticari, kültürel; hiç fark etmez; hayatınız boyunca yakaladığınız hemen bütün fırsatlar kombinasyonu için de, yine aynı arenada bire bir dövüşmek durumunda kalırsınız.
“Bu ne bu!..
Hayat mı, riskler parkuru mu?..”
Evet!..
Risk üstüne şimdi parmakları şıkırdatabiliriz.
Çünkü tam bu paradoksal noktada, risk faktörünün hayatın değişik fırsatlarına giden yoldaki şaşırtıcı partnerliği öne çıkıyor.
Acaba riskin; hayatın içinde ender kepçelenen fırsatlara, muhteşem başarılara giden yolda nasıl bir önceliği olabilir ki?
Hayatta önümüze çıkan hemen her engelin ve engelin bezendiği riskler zincirinin, aslında fırsatlara dönüşebilen şaşırtıcı bir rampa gücü var:
Örneğin, hastalık iyileşmek için bir fırsattır.
Borçlanmak; tekrar kazanmak için bir fırsattır.
Nefret; sınırsız sevmek, aşk için bir fırsattır.
Suç; bağışlanmak, erdemli olabilmek için bir fırsattır.
Mağlubiyet, galibiyetleri yakalamak için fırsattır.
Bütün bunların Türkçesi, hayatta her engelin aslında bize bir fırsat olarak sunulduğu gerçeğidir...
İş, bu sunumu ters ve negatif reaksiyonla değil, soğukkanlı ve olumlu bir mücadele ruhu ile kabul etmekten geçiyor.
O yüzden, hayat boyu hep içine sığındığımız tek kale olan “rahatlık kutumuza” kapanmayıp, bir biçimde o kutudan çıkmak ve gerektiğinde risk salvolarına karşı koyma çabalarına ağırlık verebilmeliyiz.
Çünkü, hayattaki olası ve en büyük tehlike, aslında hiç risk almamaktır!..
Hayatı boyunca hiçbir risk almayan, hiçbir risk yüklenmeyen, hiçbir şeyi de elde edemez! Değişemez, gelişemez, duyumsayamaz, sevemez, yaşayamaz…
Dolayısı ile hiçbir şeyi başaramaz ve hiçbir şey de elde edemez…
O nedenle hayatta başaranlar, bir yerlere gelenler; iş hayatında, bilimde, girişimcilikte, siyasette, sporda, kültürde; kısaca hayatın soluklandığı her alanda doğrudan risk alanlar ve koşulsuz mücadele edip sonuçta zirveye çıkanlardır…
İşte onlar liderler, yönetenler, kazananlar ve yol gösterenlerdir…
Bu durumda da başarı onların hakkı, şampiyonluk onların hakkı, gurur onların hakkı oluyor.
Evet!..
Gerçekten bu dünyada güvence yoktur, fırsatlar vardır ve fırsatı yakalayanlara şans tanır hayat…
Ve bir şey daha var:
Zaten bir şeye sahip değilseniz; istemiyorsunuzdur!..