Himalaya’ları Törpülemek!
Bir markette ödeme için kasada sıra beklerken, önümdeki bir gencingerilim içinde çevresine oflaya puflaya nazarlar attığını, ara arazıplayıp, sıkıntılı sallanma ritüelleri içinde kıvranarak sırasının gelmesinibeklediğini görüyordum. Ama bunu o kadar belirgin olarak yapıyordu ki,sonunda sıradaki herkesin dikkatini çekti ve kasiyer görevlisi kendisinebiraz sertçe uyarmak zorunda kaldı:“Beyefendi lütfen bari şu zıplamayı kesin!”Sabır acı ama meyvesi tatlıdır, derler ya. O sırada gencin böyle birmeyveden haberi olduğunu hiç sanmıyorum.Sanırım, eğer bir tuvalet sorunu yok idiyse, zamanın ona bir şekildesabrı değişik platformlarda ara ara ve işte böyle hatırlatarak tattıracağını,alıştıracağını düşündüm.O saat de aklımdan geçen fıkra da şuydu:Adam öte dünyaya göçeli beş bin yıl olmuştu. Yapacak hiçbir işi yoktuve canı çok sıkılıyordu. Meleklere gitti ve can sıkıntısının üstesindengelmesi için kendisine öyle bir çırpıda bitmeyecek bir iş önermelerini ricaetti.Melekler eline bir törpü vererek:"Git, Himalaya dağlarını törpüle!" dediler.Aradan dokuz bin yıl geçti. Adam meleklere yine geldi:"O iş bitti, ama gene canım sıkılıyor!"Bu sefer, kendisine bir kaşık uzatıp, Atlas Okyanusunun sularınıboşaltmasını önerdiler.Yirmi üç bin yıl sonra adam tekrar karşılarına çıkınca da yeni bir işistediğini anladılar.Verdiler:"Doğruca dünyaya in! İnsanların arasını bul, bundan sonra barış içindeyaşasınlar" dediler. "İnsanlar birbirlerini yemekten ve savaşmaktanvazgeçince geri gelir, bize haber verirsin."Ancak bu kez adam geri dönmedi ve melekler onu yüzyıllardır bir dahagörmediler!..“Geri dönmedi”, deyince herhalde binlerce yıllık sabrın da bir sonuolabileceği ihtimalini düşündüm!Ancak yine de hayatta sabretmenin altın bir bilezik olduğuna, sabırlabirçok sorunun çözüleceğine ve sonunun selamet olduğuna halainanırım.Siz Çin bambusunun hikayesini bilir miydiniz?Anlatalım:Çinliler bu ağacı yetiştirirken önce tohumu ekerler, tohum sulanır vegübrelenir.Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yenidensulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da filiz vermez. Üçüncü vedördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilir. Fakat inatçı tohum buyılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuyasu ve gübre vermeye devam ederler.Nihayet beşinci yılın sonlarına doğru, bambu ağacı yeşermeye başlar vealtı hafta gibi kısa bir süre yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır!Şimdi burada akla gelen ilk soru; Çin bambu ağacının 27 metre boyuna,altı haftada mı, yoksa beş yılda mı ulaştığıdır.Bu sorunun cevabı tabii ki ‘beş yıl’dır.Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıpgübrelenmeseydi; ağacın büyümesinden, hatta var olmasından sözedebilir miydik?Başarının şartları da belli aslında:Canın çok sıkılsa da bir süre için çok çalışacaksın, bir süre tahammüledeceksin. Hayatta hedefin neyse, her zaman ona inanacak ve hiçbirzaman geri dönmeyeceksin!Eski Japon kültürüne göre parıldayan her şey değersiz ve bayağı kabuledilirdi.Yeni bir fincan veya vazo, ürküntü verirdi. Çünkü parlayan bir nesneyenidir ve yeni olduğundan henüz kullanımının ona kazandırdığısoylulukla değer kazanmamıştır. Eskimiş, pek çok kez çay içmektendolayı kararmış bir fincan bizimle yaşamış, sabrımızı aktardığımız bireşyadır ve zamanla hem bizim huyumuzu, hem duygularımızı yüklenmişve bize hizmet ederek bunun karşılığını vermiştir.Uzun süreli dostluklar zamanın kararttığı bir fincanınkiyle eşdeğerde izlertaşır.Gündelik eşyalarda da, arkadaşlıklarda olduğu gibi zaman zamançatlaklar ve gölgeler bulunabilir. Bir fincanı fırlatıp atmamak ve birarkadaşı hayatından uzaklaştırmamak için sabır ve sadakat son dereceönemlidir.Çevrenize dikkat edin; sürekli mutsuz olan insanlar her şey yolundagitmeden mutlu olamayan insanlardır.Sürekli mutlu ve memnun olanlar, önlerine çıkan engellere rağmenhayattan zevk almaya kararlı olan insanlardır. Ve tabii bunların ilk ilkeside, sabırla koza örme sanatını çözmüş olmalarıdır.Alışveriş merkezlerinde kasa kuyrukları, o yüzden bana hep sabrınkilometre taşları gibi gelir.Sabreden de marketten malı götürür!