Dans eden kumaş!
İpek bir kumaşı elinize aldığınızda, ona yavaşça dokunduğunuzda, adeta değişik gelgitlerle, soyut mimiklerle, hışırtılar ve renkli soluklarla dans ettiğini, başlar döndürdüğünü görürsünüz!Okşandığında renkten renge girip, alımıyla çalımıyla, mahcup bir sevgili gibi gururlanması da yine tam ona göredir. Şu ipek kumaş o kadar nazik, içli ve hassastır ki, o kadar olur yani!Üstüne üstlük, yükseklerde ve hep Olimpos'tan aşağılara bakar gibidir."ipeğim benim, seni seviyorum!" dediğinizde de buna bayılır. Bir böcek gövdesinden kotarılıp, giysiye dönüşünceye kadar geçirdiği evrimin handikapları gözetilirse eğer; ipek kumaşın bütün bu nazlanmalarına sanırız katlanmak gerekiyor.Kim bilir, kendini ağırdan satmasının özelliğinde ve serüveninde, doğanın harika işçilerinden biri olan ipekböceği ile birlikteliğinin de etkisi olmalıdır.Uzun sözün kısası, ipeği kendi rengi ve estetiği içinde kısadan tarif ettiğimizde, ona verilecek en uygun isim, rahatlıkla "dans eden kumaş"tır.Eğer ipek giysilerinize bu gözle bakarsanız, tangodan mamboya, rocktan limboya kadar ipeğin o gizli dansını siz de yakalarsınız.Sonuçta ipekböceğinin kozasından çıkan incecik, parlak bir teldir ipek!..Koza, geleneksel yöntemlerle iplikleri açılarak ipek yumakları haline getirilir ve büküm işlemiyle, o incecik iplikler daha dayanıklı ipek ipliği haline konur. İşte bu ipliklerden dokunan kumaşlara da "ipekli" denir. Yazımızın özeti aslında bu ama konumuz ipek ve ipekçilikse eğer, biraz bilginin kaynağına doğru da gitmek gerekiyor.İpek ve ipekçilik, çok eski dönemlerden beri insanların giyiminde önemli payı olan bir obje ve bunun işlenmesine dayanan bir endüstridir. Zamanı tartışma götürse de Hotan adındaki Türk kenti, ilk ipekli kumaşların yapıldığı yer olarak kabul edilmektedir.Ayrıca çok eski Çin yazılı kaynakları, ipeğin ve ipekli kumaşların Çin'de de öteden beri bilindiğini gösteriyor. Bir rivayete göre, ilk ipekböceğini bir Çin imparatorunun karısı bulmuş, imparatoriçe, kozanın ipliklerini ayırarak "tarihte ilk ipekli kumaşı" da dokumuştur. Daha sonra buradan bütün Batı dünyasına yayılan ipekçilik, giderek rağbet görerek zengin bir işkolu haline geldi. Zaten o tarihlerde Avrupa'da hayli gelişmiş bir dokumacılık tekniği de vardı.9. ve 10. yüzyıllardan sonra ipekçilik İspanya'ya ve giderek bütün Akdeniz kıyılarına yayılmaya başladı. Biz, bu vesile ile yüzümüzü bütün kültürlerin harmanı Anadolu'ya da bir çevirelim.İpekçilik bizim de işimiz elbette. Anadolu'da ipekçilik 9.yüzyıl sonlarında başlamış, 15. yüzyılda iyice yerleşmiş ve 16.yüzyılda da doruk noktasına gelmişti. Gerek üretim, gerek kreatif ustalık ve gerekse ticari açıdan Anadolu ipekçiliği döneminde bütün dünyaya ün salmıştı.Hele 16. yüzyılın ortalarına doğru devletin geniş arazi sahibi olması, üretimin artması, zenginlik, dolayısı ile giyim eşyasında ipekli kumaşa rağbeti arttırdı. İpekli kumaş bir numaraydı artık. Herkes ipekliydi ve ipek kumaş çok önemliydi. Artık düğünler, dernekler, armağanlar, andaçlar, hep ipekli kumaştan geçmekteydi ve İpekistan, Anadolu ile özdeş bir tanımdı artık…İlk dönemlerde dokumacılığa daha çok önem verilmişti, çünkü kumaşın hammaddesi olan ipek ipliği, doğal olarak dışarıdan gelmekteydi. Bu arada ilginç ve tuhaf bir gelişme de oldu.Bitmez tükenmez savaşlar nedeniyle ham ipek gelmeyişi, Anadolu'da böcekçiliğin yerleşmesine ve hızla gelişmesine yol açtı. Daha sonraki dönemlerde ise ham ipek üretimi öylesine inanılmaz boyutlarda ulaştı ki,Türkiye bir anlamda dokumacılıktan vazgeçip, dışarıya ham ipek satan bir ülke haline geldi.Tabii, arada kimi talihsizlikler yaşanmadı değil. 1850'den sonra Fransa'da başlayan hastalıklar, Türkiye'deki ipekböceklerine de bulaşmıştı. Hammadde üretimi bakımından iç memleket ipekçiliği tehlikeye girince dış borçlara bakan kuruluş (Düyun-u Umumiye),kendi alacaklarını kurtarmak amacıyla zorunlu olarak yerli ipekçilikle ilgilendi. Bir anlamda bu garip yaklaşımla da olsa, ipekçiliğimiz yeniden kalkınma hamlelerine ulaşmış oldu! Anadolu'da ipekçiliğin gelişmesini sağlayan başlıca nedenlerden biri de, halkın dokumalara olan aşırı rağbetiydi. "Kemha", "Atlas", "Kutnu", "Kadife", "Tafta", "Simli", "Sırma", "Diba" ve benzeri pek çok kumaş dokunmuştur ki, bunların kimilerinin örnekleri günümüzde Topkapı Sarayı başta olmak üzere birçok dünya müzelerinin koleksiyonları zenginleştirmektedir.Anadolu'da 6. yüzyıldan beri böcek tohumlarından böcek yetiştirilerek kozacılığa başlanmıştı. Fatih devrinden günümüze kadar gelen kimi mahkeme sicilleri, özellikle Bursa'nın bir ipekçilik merkezi olduğunu gösteriyor. Bursa'da ipekböceği ilk kez 1587 yılında yetiştirildi. Daha sonra Alaşehir, Alaiye (Alanya) gibi kasabalarda bu işçiliğe ilgi giderek arttı. 16. yüzyılda ise İstanbul, Kocaeli ve Eskişehir köylerinde ipekçilik gelişmiş bir durumdaydı. İpek ve ipekli üzerine söz ederken, akla gelen ilk soru genellikle, "İpek nasıl elde edilir?"e gelip takılır. Meraklıları için kısa bir bilgi aktaralım:"İpekçilik" denilince birkaç aşamalı bir iş akla geliyor. Bunların ilki "koza yetiştirme", ikincisi "kozalardan iplik çekme", üçüncüsü "böcekçilik" ve dördüncüsü de "dokumacılık" tır. Bunlardan sonra yapılış süreci bitmiş ve iş, ipek ticareti aşamasına gelmiş demektir. "İpekçi" denilince, dokumaya kadar olan işlerle uğraşanlar anlaşılmalıdır. Bunlardan koza yetiştirenlere eskiden, koza kelimesinden uydurma bir Arapça kuralı ile "kazzaz" denirdi. Kozacılar böcek besler, tohum çıkarır. Kozacının ilk işi böcek tohumlarını fışkırtmakla başlar ve sarı renkli tohumlar belli bir ısı derecesinde iki günde kızarır.Tohum çatlayıp siyah tırtılcıklar çıkınca, bunlar ince dut yaprağı ile beslenir.Böcek, verilen dut yaprağının cinsine göre iri koza yapacağından, iyi cins yaprak verilmesine dikkat edilir. İpekböceği dut yaprağı verdikçe irileşir. Başka cins yaprak yedirilirse yumurta alınır ama ipek kozası alınamaz. Kozaların yumuşatma kazanlarında kaynatılarak çözülmeye hazır hale getirilmesi sonrası, sonunda iş tarakların da yardımı ile ibrişim halindeki ipek ipliğin bükülmesine gelir.Büküm devresinden geçtikten sonradır ki ipek, iplik halini alır, dokumaya elverişli duruma girer. Ondan sonra, al gözüm seyreyle ipekli kumaşı!Cayır cayır ipek, pırıl pırıl ipek, büklüm büklüm ipek, desen desen ipek!Tabii, günümüzde ipek ve ipekçilik denince, rakipsiz bir numaralı kent olanBursa'yı asla göz ardı etmemek gerek.Bursa, günümüzde olduğu gibi tarihte de ipekçilik dalında hep bir numara oldu. Yurdumuzda ilk ipek fabrikası, yani makine ile iplik çeken yer, yine Bursa'da 1838 yılında açıldı. Ondan sonra kısa zamanda Bursa'da 50 fabrika meydana çıkmış oldu. İlk kez 1851 yılındaki Londra Sanayi Sergisi'ne Türk kozaları ve ipeklileri gönderildi. Bu işi daha bilimsel hale getirmek için de 1894 yılında "Bursa Darülharir"i (ipekevi) açıldı.İpekböceğinin vücudundaki iki "bez", yapışkan bir sıvı meydana getirir.Zamk gibi bir şey olan bu sıvı hayvanın üst dudağındaki delikten iplik halinde dışarı çıkar, havayla karşılaşır karşılaşmaz donar.İşte İpek budur!Ve kısaca, dans eden kumaşın öyküsü de…