Oyalı da Yazma Başında!..
Oyalı da yazma başında!..Bu tek satır, bir Anadolu türküsünün hacet kapısıdır.O kapıyı şöyle bir tık tıkladın mı, ortalık yer sevdaya güzelleme olur, aşıklartepeden tırnağa türküye bürünür ve divan sazları gönülleri, yürekleri dağlargider!Bir zamanlar yazması oyalı, feraceli, yaşmaklı, ipek mendilli, hanımlar veonların hikayeleri vardı. Türküler kınalar içinde, onlara yakılırdı.Hey gidi günler hey! Biz en iyisi; geçmişin tarumar olmuş gönül bahçelerinden çok, hele şu oyanın harmanına bir dönelim.Kadın, iplik ve sanat...Üçünün birlikteliğinde el emeği, göz nuru ertesi iplik oyaya dönüştüğünde;işleme adına özgün bir örnek daha ortaya çıkmış demekti. Ve bu konudaözellikle annelerimiz, eli öpülesi yaşlı büyüklerimiz durmaksızın kadim bu yurtgeleneğini, el sanatını hala sürdürürler.
"Oyalı da yazma!" yine başlarındadır.
İplikle haşır neşir, tarifsiz keyifler içinde durmadan, usanmadan şaşılası güzellikte danteller işler dururlar.
O danteller de sonunda genellikle torunlara, genç kızlara çeyiz; odalara, salonlara, masalara görsel bir şölen olur.
İşleme kültürümüz Anadolu’dan başlayıp Osmanlıya uzanan nadide örnekler içerir.
Onunla iç içe yaşamak yetmez, sevmek gerek!
Onunla övünmek yetmez, bilgilenmek gerek!
Ona sahip olmak yetmez, korumak gerek!
Aslında işlemeler konusu işte böyle uzar gider.
Sıkıntı vermektense, en iyisi bilgi verelim:
Genellikle bir zemin, (kumaş, deri, kadife) üzerine sonradan iğne iplikle örülen şekillere "işleme" diyoruz. Eğer işleme bir zemin üzerine değil de, tığ ile elde işlenirse, buna "dantel" veya "oya"; kumaş üzerine sonradan sökülmek üzere yardımcı bir kanava üstünden işleniyorsa, buna da "kanaviçe" diyoruz.
Tabii, bu kadar kestirmeden özetlediğinizde, bu yazımızın konusu olan işlemenin kimliği ve özellikleri de havada kalıyor. Oysa işleme, dokumanın keşfi sonrası, dikiş dikmekle beraber başlayan bir el sanatıdır. İşlemenin ilk örneklerine Orta Asya Türklerinde rastlanıyor ve bunların en çok da süs eşyası, elbise ve döşeme dokularında kullanıldığı biliniyor.
Geçmiş dönemlerde başta Türkler olmak üzere, Asur, Sümer, İran ve Bizans soylu zenginlerinin elbiseleri ile döşemelik kumaşları, gayet ustalıklı ve göz kamaştırıcı işlemeler ile süslenirdi. İşlemelerin ilk çağlardan beri en çok bu bölgelerde toplanması ve kabul görmesi, dayanıklı renkli ipliklerin ve ipeğin, bu bölgelerde bol bulunmasıydı. İşlemecilik sanatı, en çok Türkler arasında gelişmişti. Ancak konuyu bu noktaya getirmeden önce, geçmişteki işleme sanatının gelişimine bir göz atmakta da fayda var.
Ortaçağda Avrupa manastırlarında işleme atölyeleri vardı ve buralarda özellikle rahiplerin tören giysileri ile tapınakların örtüleri işlenmekteydi. 11. ve 12. yüzyıllarda ipek zemin üzerine inci ve altın sırma işlemeler moda oldu.
İşlemelerde 13. yüzyılın Batı modasına gelindiğinde, bu kez göze çarpan bitki motiflerinin çokluğuydu. Ancak bu motiflerin şekilleri ister bitki olsun, ister hayvan olsun, kaynakları hep Orta Asya işlemeleriydi. 14. yüzyıldan itibaren de Batı'da manastırların dışında kentlerde de işleme atölyeleri kurulmaya başlandı.
Bu arada Rönesans, Batı işlemeciliğinde yeni bir çığıra yol açtı:
Ressamların yaptığını el işlerinde yapmak, yani işleme yolu ile resim yapmak. Derken Avrupa'da saray hayatının gelişimi, işlemeciliğin önemini neredeyse iki kat arttırdı. 16. yüzyıldan itibaren de en çok İtalya'da, renk tonlarının her derecesi de kullanılarak zengin motifler işlenmeye başladı. Fransa'da ise 4.Lui devrinin şatafatından sonra, işlemeli kumaşlar moda olmaya başladığından, işlemecilik giderek ilerledi. Ancak yukarıda da değindiğimiz gibi, işlemecilik sanatı en çok Türkler arasında gelişmişti.
Bütün dünyaya yayılan Türk işlemeleri, bu alandaki eserlerin hepsini etkilemişti. Bir zamanlar çok kabul gören Macar işlemeleri dahi, aslında Türk
işlemeciliğinin eseriydi.
Türklerde işleme, aslında çok eskiden beri bilinmekteydi. Asya Türklerine çadır uygarlığının gerektirdiği her çeşit eşya ve örtüde, hatta atların kolonlarında bile, yünlü, ipekli işlemeler görülürdü.
Kısaca bu işin tekniğinde Türkler, bütün dünyaya örnek olmuşlardı. İşlemelerde kullanılan "teknik ve motif"ler olmak üzere, Türk İşlemelerinin özelliği bu iki noktada öne çıkar. Padişahların, vezirlerin, zenginlerin, gelinlerin elbiselerinde olduğu kadar, günümüzde ev tekstiline giren mendil, peşkir, yağlık, sofra örtüsü, bohça, yorgan, yastık yüzleri her çeşit kumaşta bu çeşit süsler ve işlemeler bulunurdu.
İşlemelerin yapımında keten, pamuk, yünlü iplikler, ipek, gümüş, altın sırma teller, inci ve boncuklar kullanılırdı. Türk İşlemelerinde kullanılan malzemeler çok değişik olmakla birlikte, daha çok yün iplik, ipek ve sırma rağbet görmüştür. Sırma yassı tel kumaşta, bu çeşit süsler halindeyse buna ve "kırma", pamuk ipliği etrafına sıkıca sarılarak kullanılıyorsa buna "tahrirli" denirdi. Eğer sırma, pamuk ipliğine beyazı görünecek şekilde sarılmışsa, buna da "ebruli" adı verilirdi. Pamuk veya ipek, iğnenin batıp çıktığı kumaş mesafesindeki atkı üzerinde kendi etrafında sarılarak işleniyorsa, buna da "sarma" denirdi.
Türk işlemelerine, ipliğin kumaşa tatbik şekline göre değişik adlar da verilmişti.
Bunlardan birkaç örnek verelim:
Örme: Atkılar aynı noktaya dönecek şekilde kumaş üzerine yapılan işleme.
Süzeni: Gergef üzerinde yapılan ince işleme.
Hesap İşi: Kumaşın ipliklerini sayarak ona göre motifleri işlemek.
Sıçandişi: Kumaş kenarlarında kumaşın iplikleri çekilip yalnız bir tarafından bağlanarak yapılan işleme.
Kesme: İşlenmeyen kısımlardaki boşluklar kesilip çıkarılarak yapılan işleme.
Civan Kaşı: Enli sarma.
Tel kırma: Daha çok Doğu Anadolu'da Palu'da işlenen gümüş sırma işi ki, yassı teller kumaşın bir yüzünden tırnakla kırılarak geri çevrilir, motifler böyle işlenir. Tel kırma işleri çok güç, çok emek isteyen bir işlemedir. Türk İşlemelerinde en çok kullanılmış olan motifler yaprak, çiçek ve hayvan şekilleri olarak göze çarpar.
Bu bağlamda, bir işleme usulü olan "gergef" de anlatmak istiyoruz. Gergef, üstüne nakış işlenecek olan kumaşların gerilmesi için kullanılan ve tahtadan yapılmış, dört köşe bir çerçevedir. Bu çerçeve dört köşesinden aşağı doğru uzanan dört ayak üzerinde durur. Gergefin ayakları, çerçevesi, istenildiği zaman sökülüp takılabilecek şekilde yapılmıştır. Kullanılacağı zaman ayaklar çerçevenin köşelerindeki yuvalara
geçirilir, gergef kurulur. İş bittiği zaman ayaklar ve çerçeve birbirinden ayrılır. Birkaç düz tahta pervaz şeklinde kalan gergef, fazla yer kaplamadığı
için istenilen yere kaldırılabilir ve kolayca bir yerden diğerine taşınabilir. Gergef çerçevesinin üstünde sıra ile oldukça sık aralıklarla açılmış küçük delikler vardır. Bu deliklerden, gergef bezi denilen kenar bezlerinin ipleri geçirilmiştir. Gergefte nakış işleyebilmek için, önce üstüne işleme yapılacak kumaş, kenarlarından bu gergef bezlerine Sonra gergef bezinden, gergefin çerçevesindeki deliklere geçirilmiş olan ipler çekilerek gergef bezine tutturulmuş olan nakış kumaşı gerilir. Gergefte nakış işleyenler daima sağ ellerini bu kumaşın üstünde, sol ellerini de altında tutarak ve iğneyi yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya batırmak suretiyle, önlerindeki örneği işlerler.
Sabrın, emeğin ve sanatın simgesi olan gergefler, nakışlar, danteller, oyalar derken ve bitirirken, bir türkünün dizelerine birlikte el verelim:
Mendilimde gül oya
Gülmedim doya doya
Dertlere kalıyorum
Günleri saya saya!