Hayat; siz plan yaparken başınıza gelen şeydir!
Duyduğum yoktu ne vakittir
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martıların gürültüsü havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk!
Orhan Veli’nin bu “Kumrulu Şiir”i, insanı uzak iklimlere, bahara doğru hayatın keşfedilmemiş boyutlarına, görmediği dünyaların, ülkelerin renkli yolculuklarına, sakin, sessiz yalnızlık ve sevgi adalarına, yeni dünya dostluklarına, aşklara ve ufuk ötesi çizgilere uçuruyor, kanatlandırıyor.
Dizeler bütün iyimserlik ve saflıkları sarıp sarmalayıp, önünüze ipek bir çıkın içinde getirip koyuyor.
Sonra da, “Al dostum, tüket bunları… Hayatını yaşa... Çık yolculuklara… Haydi durma açıl denizlere, dağlara, ovalara!..”diyor.
Tam da eliniz, yolculuk düşlerinin gülücükleriyle ipek çıkına gitmişken…
Birdenbire, isimsiz, bir güzel şairin dizeleri de araya girip; hayat adına ve tersinden, “O kadar da değil dostum” diyor.
Zınk diye kalıyorsunuz…
Bir yanda hayal gibi mavi yolculuklar…
Bir yanda tek şekerli çay bardağı…
Orta yerde kalıveriyor insan.
Şimdi ne yapmalı?..
Hayat dediğin
1 çay,
İnsan ise
sadece
1 şeker...
Karıştırdıkça
Hayattan tat aldığını
sanırsın.
Oysa ki;
Hayatın seni erittiğini
çay bitince anlarsın!..
Ticaretin ve hayatın rekabete entegre yarışında, çoğunluk rampalı, kasisli ve dikenli yol koşturmaları eşliğinde; bir hedefe ulaşmak için sürekli çaba, emek ve mesai vermek zorundasınız.
Bu çok tabiidir.
Ve bunun adına kısaca hayat mücadelesi diyorlar!
Hayat mücadelesi, çetin bir uğraşın da kestirme adıdır.
Ve o mücadeledeki hayatın kalitesi, kişinin performansı ile de doğru orantılı.
O yüzden hayat hep hareket, canlılık ve cesaretle birlikte anılır.
Çünkü hayat duranı sevmez!
Aksi olanı öteler, çizer, yalnız bırakır.
Ve hayat sadece koşturanlar, yorulanlar kendine ve topluma yararlı işler yapanlara kollarını ve kucağını açar.
Sadece onları emzirir.
Besler.
Büyütür.
Kollar.
Sever.
Ödüllendirir!
İyi insan, iyi yurttaş, iyi iş erbabı ve iyi liderler; hayatın büyüttüğü işte böyle temel ilkelerle bezenmiş seçkin, özel örnekleridir.
Muhtemelen siz de uzun, belki de kısa bir yolda koşturmaya, hayatı çevirmeye, hayatı yanınıza çekmeye ve onunla baş etmeye gayret ediyorsunuz.
Hayata tutunan herkes gibi çaba gösteriyorsunuz.
Ya da gösteriyor musunuz?..
Tabii, ben ne koşulda olduğunuz ve işleriniz ile birlikte hayata karşı nasıl baktığınızı bilemem.
Çabanızın toplamı sizin elinizdedir ve size aittir.
O nedenle genel bir açıdan bakarak, hayata dair üç önemli eğilimi size bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı.
Bütün köylüler toplandı.
İçlerinden yalnızca birinde şemsiye vardı.
Bu inançtır!
Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır.
Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler.
Çünkü babaları onu tutacaktır.
Bu güvendir!
İnsanların yataklarına girerken, yarın uyanıp yaşamaya devam edeceklerine dair bir garantileri yoktur.
Ama yine de insanlar ertesi güne dair planlar, projeler yapar.
Bu ümittir.
Ve işte bu üç ilkeye siz de sahipseniz; sahipleniyorsanız; hayatınız hala güzel ve hedeflerinize giden yol hala açık ve aydınlıktır.
Çünkü inanç, güven ve ümit; hayatın DNA taşları ve hayata karşı verilen mücadeledeki en önemli satranç hamleleridir.
Düşünceleriniz neyse, hayatınız odur. Ve hayat siz plan yaparken başınıza gelen şeydir ama...
İnanç…
Güven…
Ümit…
Bugün bunları yedekleyerek başlayın gününüze…
Düşüncelerinizi bunlarla harmanlayın.
Bunlarla ıslık çalın.
Bunlarla el sıkışın.
Görün bakın neler oluyor!
En azından ruhunuzda inancın gücü, yüreğinizde ümidin ışığı ve kendinize olan güvenin eşliğinde muhteşem bir gününüz olur…
Sizin gününüz olur.
Sizin eseriniz olur.
Size özel olur.
Yarın mı?..
Yarın başka bir gündür.
Bugünse; bakın hala avuçlarınızdadır!..