Benim güzel gelinciğim!
Önyargı ile aranız nasıl?
Var mıdır böyle bir takıntınız ve sizce önyargılı olmanın insana kattığı bir
değer, çıkar, yarar, avantaj olabilir mi?
Bu ve benzeri soru başlıklarını çoğaltabilirsiniz ama kestirmeden bir yanıt
vermek gerekirse, günlük hayatın içinde olayları yaşarken herhangi bir
konuda önyargılı olmak, bunu ısrarla sürdürmek, sonuçları itibariyle ve
tecrübeyle sabittir ki genelde pek verimli ve işe yarar değildir.
Hayata ve içinde bulunduğunuz duruma kuşku ve gerilim katması da,
önyargılı olmanın acı soslu ekstra bonusudur!
Şimdi sizi bir gelincikle tanıştıralım:
Uzaklarda bir köyde, kocası ve çocuğu doğmadan ölmüş tek başına
yaşamak zorunda kalan hamile bir kadın, kendisine can yoldaşı olması
için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği (Sansargillerden, ince uzun
yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan) evinde beslemeğe başlamıştı.
Gelincik evde kadının yanından bir an bile ayrılmaz olmuştu ve
her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da giderek ev içinde daha da
uysallaşıyordu.
Devam edelim…
Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğdu.
Kadın artık tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna da
bakmak zorundadır.
Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak
ve yavrusunu evde yalnız bırakmak zorunda kalır.
Yani…
Gelincikle bebek, evde yalnız kalmıştır.
Bir süre sonra işini bitiren anne eve gelir.
Ama orta yerde birdenbire kendisine bakan gelinciği ve onun kanlı ağzını
görür!
Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve hayvanı oracıkta öldürür!
Ama tam o sırada da içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur.
Anne hızla odaya yönelir...
Ve odada beşiğin içindeki bebeğini ve bebeğin yanındaki parçalanmış
yılanı görür!..
Bu trajik anlatı, görüldüğü gibi önyargının dehşet bir paradigması.
Einstein’in pek bilinen “İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu
parçalamaktan zordur!” sözünü, burada bir kere daha hatırlamak
zorunda kalıyoruz.
Bir örnek daha verelim:
Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında tüm
haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün
miskinlik yapıp evde oturacağını hayal etti.
Tam bunları düşünürken, oğlu koşarak yanına geldi ve sinemaya ne
zaman gideceklerini sordu.
Baba aslında oğluna söz vermişti ve onu hafta sonu sinemaya
götürecekti. Ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden de, bir bahane
uydurması gerekiyordu.
Sonra birden elindeki gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya
haritası gözüne ilişti.
Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna “eğer bu haritayı
düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim!” dedi.
Sonra düşündü:
“En iyi coğrafya profesörünü getirsen artık bu yırtık pırtık haritayı akşama
kadar düzeltemez!” diye keyiflendi.
Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu, babasının yanına koşarak geldi
ve “Baba haritayı düzelttim! Artık sinemaya gidebiliriz” dedi.
Adam önce buna inanamadı ve düzeltilmiş haritayı görmek istedi.
Gördüğünde de hayretler içinde kaldı ve bunu nasıl yaptığını sordu.
Çocuğun cevabı şuydu:
“Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı
düzelttiğim zaman, dünya da kendiliğinden düzelmişti!”
Kısaca önyargı, köprüleri baştan yıkan bir durumun da adıdır.
Rahatsız eder ve acı tatlar bırakır.
Maliyeti de herkese özeldir.
Tabii, bedelini ödeyen de keyfini ya da ceremesini çekendir!