Gol atacak kaleler aramak!
Sıradan bir insan vaktini nasıl geçireceğini, akıllı bir insan ise vaktini nasıl tasarruf edeceğini düşünür. Bu düşünce; toplumda çalışkan ve üretken ile tembelin terazideki belirgin ağırlık farkının da ipucudur.
Tembeller amaçsız, emeksiz ve hedefsiz gün için yaşarken; akıllılar az konuşup çalışır, düşünür ve gelecek için proje geliştirip önlerine bakarlar.
Sonuçta, her zaman istedikleri hedefe giden ve başaranlar da, elbette istisnasız hep çalışkanlar olur.
Şimdi arada bir viraj alalım:
İnsanların birçoğu da dedikoduya bayılır.
Eleştiriye hemen pas verirler, önyargıyla kafa atarlar ve çevrelerinde gol atacak kale ve kaleci ararlar!
Ofiste, otobüste, trende, tramvayda, metroda, dolmuşta, minibüste, vapurda yanındakine kulak kabartırlar:
Ne diyor, ne diyor? Ne yapmış? Nasıl yapmış? Kim yapmış? Nerede yapmış? Yemin et! Hayatta inanmam!
Onun nesi eksik! Bunun nesi var? Öbürünün neyi yok? Vesaire!..
Başkalarının hayatıyla ilgili konulara, bizi bu kadar çeken nedir acaba?
Bu; muhtemelen tembellikle yan yana duran sosyolojik bir olgudur ve işe o
yandan, o fotoğraftan bakmak ve herhalde bu konuda uzman olmak gerekir.
Ne var ki insanın beşeri yapısı, okşayıp büyüttüğü egosu, toplumsal
figürünün “ben ben!” tamtamı ve önyargı dediğimiz vazgeçilmez tutkusu
da, konumuzun gidişatı arasında yer alıyor.
Genç bir çift yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlardı. Sabah
kahvaltı yaparlarken, o sırada pencereden karşı komşularının çamaşır
astığını gördüler.
Kadın kocasına, "Bak! Gördün mü, çamaşırları yeterince temiz değil!
Bence bu kadın çamaşır yıkamayı bilmiyor! Muhtemelen de doğru dürüst bir
deterjan ya da kaliteli sabunu kullanmıyor olmalı!" dedi.
Kocası ona baktı ve sonra hiçbir şey söylemeden kahvaltısına devam etti.
Ne var ki kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah kocasına
aynı yorumu, aynı tonda yapmaya devam etti.
Bir ay kadar sonra bir sabah, bu kez komşusunun çamaşırlarının tertemiz
olduğunu gören kadın çok şaşırdı ve eşine dönerek konuştu:
"Bak! Gördün mü! Komşu hanım sonunda çamaşır yıkamayı öğrenmiş! Merak
ediyorum kim öğretti ki acaba?'"
Kadının kocası, eşine kısa bir yanıt verdi:
"Ben, bu sabah biraz erken kalkıp bizim pencereyi sildim!..
Aslında başkalarını izlerken tanık olduklarımız, baktığımız kendi
penceremizin ne kadar temiz olduğuna bağlı...
Birini kritik etmeden, hırpalamadan, eleştirmeden ve hemen yargılamaya
başlamadan önce; zihin durumumuza bakmak ve "temiz ve iyi" olanı görmeye
hazır olup olmadığımızı fark etmek, elbette işin en doğrusu…
Bir de dediğim dedikçiler, karamsarlar var…
Onlar da her bir şeyi bilirler.
Alemdirler!
Artık konu her neyse; kendi tartışılmaz görüşleri doğrultusundaki ısrar
ve dayatmaları ile sizi şaşkınlığa uğratır, afallatırlar.
Asla vazgeçmezler.
Onlar hep ama hep bilirler!
Dayattıkları konuda mutlaka bir kulp bulurlar ve asla tuş olmazlar!
İçinizi karartır, daraltır, bunaltır, söylenir dururlar.
Tartışmaya girerseniz eğer; ne yapar ederler, düşündüklerini bir biçimde yine savunur ve nefesinizi keserler!
Çevrenize bir bakın; benzerlerinden çokça görebilirsiniz…
Amerika’da, döneminde Robert Fulton’un Clament adındaki ilk buhar gemisi, Hudson Nehri’nde ilk seferine hazırlanıyordu.
Nehrin iki yakasında, bu tarihi olaya tanık olmak için binlerce insan toplanmıştı.
İzleyenlerden biri de, karamsar ve yaşlı bir çiftçiydi.
”Göreceksiniz, bu gemiyi yürütmeyi asla başaramayacaklar!” diyordu.
Bir süre sonra tam aksi oldu ve gemi çalışarak süratini de gittikçe
arttırdı. Hızı arttıkça, geminin bacasından çıkan duman koyulaştı ve
izleyenler bu büyük başarıyı çılgınca alkışladılar.
Karamsar, yaşlı çiftçi ise gördüklerine inanmazcasına başını iki yana
sallayarak bu kez yine konuştu:
”Göreceksiniz; bu gemiyi asla durduramayacaklar!”
Galiba dünyada hem iyimsere, hem de kötümsere ihtiyaç var gibi
gözüküyor.
Şöyle de denebilir:
İyimserler uçağı icat ettiler, kötümserler paraşütü!..
Bence en doğrusu, önce kendi evindeki camın temizliğine bakan, çevreye
ve topluma ön yargısız ve saygın çalışmalarla emek verenlere selam ve
saygılar olmalı!..
Yazımızı futboldan yana bir başlıkla açmıştık.
Bitirirken, futbol üstüne bir fıkra anlatarak günümüze biraz da çeşni katalım mı?
Katalım:
70’li yaşlarına gelmiş ve futbola düşkün iki eski arkadaş, bir ömür boyu
birbirlerinin en iyi dostu olmuşlardı. Derken bir gün, biri ağır
hastalandı. Ölüm döşeğindeyken yanında yine en iyi dostu vardı ve ona
fısıldadı:
"Bana bir iyilik yap ve Cennete gittikten sonra orda futbol oynanıyorsa,
lütfen bir şekilde bana haber ver!”
Öteki “Tamam!” dedi. “Bütün hayatım boyunca en iyi dostum sendin, bunu
senin için yapacağım.” Ve birkaç dakika sonra da adam öldü.
Bir hafta sonra adam uyurken birden arkadaşının sesini duydu:
“Dostum, sana bir iyi, bir de kötü haberim var!”
Öteki hemen sordu:
”İyi haber nedir?”
”Cennette futbol oynanıyor!”
”Bu harika!”
Peki kötü haber ne?
“Yarınki maçta kalede sen varsın!..”