Cumartesi misketleriyle zamanın peşinde!..
Hayatın özüne dönüp bakarsanız, yapılacak her iş için zamanın gerekli
olduğunu görürsünüz.
Ne var ki, zaman çok pahalı bir şeydir. O kadar pahalıdır ki; yerine
konması, geri döndürülmesi, yenilenmesi, depolanması, satın alınması da
mümkün değildir.
Bu konuya bir şekilde girdiğimde aklıma hep şu sözler gelir:
“Ahmaklar zamanı nasıl öldüreceğini, akıllılar ise nasıl kazanacağını
düşünür!”
Buna ek olarak şu da söylenebilir:
Hayatınızı seviyorsanız, zamanınızı boşa harcamayınız. Çünkü zaman
hayatın ta kendisidir!
Şimdi
buradan hareketle hayat, zaman ve insan üzerine bir anlatı ile bu konuyu
farklı bir platform üzerinden değerlendirelim.
Bakarsınız işe yarar ve zamanımızı da boşa geçirmemiş oluruz:
Genç adam yoğun iş temposundan iyice bunalmıştı. Vakit akşama
yaklaşıyordu, ama mesai kavramına çok yabancı olduğu için evine ne zaman
gideceği belli değildi. Başını iki elinin arasına aldı, gözlerini
sıkıca kapadı. Yöneticiydi, çok para kazanıyordu, birçok insanın
imrenerek baktığı bir konumun sahibiydi.
Ama yaşadığı hayatı hayat olarak görmüyordu. "Bu ne biçim hayat böyle!"
diye söylendi kendi kendine. Hafta sonlarında dahi evine gidemiyordu.
Toplantılar, iş seyahatleri, yazışmalar ve koşuşturmayla geçen yorucu
bir hayatın içinde koşturuyordu. Ve kendisine en acı veren de ailesine,
çocuklarına vakit ayıramıyor olmasıydı.
Pek çok yakın dostunun
adını dahi unutmuştu. Bu karamsarlık içinde kıvranırken birden
çekmecesindeki küçük radyosu aklına geldi. Radyoyu açtı. Yayınlanan
müzik parçası ile biraz rahatladığını hissetti. Müziğin ardından yaşlı
olduğundan söz eden bir adamın konuşmasıyla gayri ihtiyari radyoyu
kapatmak istedi.
Ama birden durdu. Yaşlı adam, “Bin misket” adlı bir teoriden söz
edeceğini söylüyordu. Bunun üzerine merakla dinlemeye başladı:
"Bir gün oturdum ve biraz aritmetik yaptım. Ortalama bir kişinin yetmiş
beş yaşına kadar yaşadığını varsaydım. Biliyorum, bazıları daha çok,
bazıları da daha az yaşar. Ama biz yetmiş beş sene yaşadığını düşünelim.
Bir yılda 52 hafta olduğu için, 75 sayısını 52 sayısı ile çarptım ve
ortalama ömre sahip bir insanin tüm hayatında yaşayacağı cumartesi
sabahı sayısı olarak 3900 rakamına ulaştım.
Şimdi beni iyi dinleyin! Anlatacaklarımın en önemli kısmına geliyorum.
Bütün bunları ayrıntılı olarak düşünmeye elli beş yaşında başlamıştım.
Yaptığım
hesaba göre bu yaşa kadar 2180'in üzerinde cumartesi yaşamıştım ve eğer
yetmiş beş yaşına kadar yaşarsam, yaşayacağım cumartesi sayısı sadece
bin adet olacaktı!
Bir oyuncak mağazasına gittim ve mağazadaki tüm misketleri aldım. 1000
adet misketi bir araya getirmek için üç oyuncakçı dükkanını daha ziyaret
ettim. Bunları eve getirdim ve atölyemdeki radyomun yanında duran
büyük, şeffaf bir kavanozun içine hepsini doldurdum. O günden sonra, her
cumartesi kavanozdan bir tane aldım. Misketlerin azaldığını gördükçe,
hayatımdaki önemli şeyleri daha fazla düşünmeye başlamıştım. Anladım ki;
dünyadaki zamanımın akıp gittiğini seyretmek kadar acı verici bir şey
olamaz. O halde zamanımı hayal ve hedeflerimin doğrultusunda, doğru ve
yerine kullanmam, zamanı asla heba etmemem gerekti. Böylece şunu
öğrendim: Zaman, hepimizin en değerli mülkiyetidir!”
Yaşlı adamın anlattıkları öylesine etkiliydi ki, genç işadamı adeta
dünyadan kopmuş, radyoya kilitlenmişti. Yaşlı adam şu cümlelerle
konuşmasını tamamladı:
”Programı kapatmadan önce şimdi size son bir şey daha anlatacağım.
Bu sabah kavanozun içindeki son misketi de aldım! Eğer önümüzdeki
cumartesiye kadar yaşarsam; bana biraz daha zaman verilmiş olacak.
Unutmayın, hepinizin kullanabileceği en önemli şey, biraz daha fazla
zamandır!..”
Ne dersiniz?