İnsanlar, pişmanlıklar ve 'keşke'ler!
Dünyada sayısız insan dün, tam şu sırada ve muhtemelen yarın ve gelecekte şunları ya da benzerlerini söylemeye kesinlikle devam ediyor olacaktır:
"Keşke şu olayı bu kadar büyütmeseydim!".
"Keşke zamanında bu işe sahip çıksaydım!".
"Keşke bu insana elimden geldiğince yardım etseydim!".
"Keşke önceden şu projeye doğru dürüst bir göz atsaydım!".
"Keşke şu kadına körü körüne inanmasaydım!"
"Keşke şu yatırım için bu kadar geç kalmasaydım!"
Dilimizde tüm pişmanlıkların korunağı ve sağlam bir savunma hattının can simidi; işte bu namlı "keşke" sözcüğüdür!
Hayatın içinde ve bir şekilde hemen herkesle flört eden, ama sonunda onları daima hayal kırıkları ve umutsuzluk içinde bırakan "keşke" sözcüğü ile hayatta yüzleşmeyen, paslaşmayan kimse var mıdır acaba?
Varsa hele beri gelsin de görelim!..
Büyük bir firmada görevli yaşlı bir inşaat ustasının emeklilik dönemi gelmişti. Patronuna çalıştığı konut yapım işinden ayrılma, eşi, çocukları ve torunlarıyla birlikte daha özgür ve sakin bir hayat sürme zamanının geldiğini söyledi. Aldığı yeterli maaşını elbette arayacaktı. Fakat artık emekli olmaya ihtiyaç duyuyordu ve bugüne kadar kazandığı para da ona rahatlıkla yeterdi.
Patronu, uzun yıllar yanında çalışan bu inşaat ustasının ayrılmasına üzüldü. Ama ondan son bir iyilik olarak kendisine bir ev daha yapmasını rica etti.
Usta istemeye istemeye, zoraki işi kabul etti.
Ama gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek hiç de zor değildi. Baştan savma bir işçilik yaptı. Kalitesiz malzeme kullandı, zamandan çaldı.
İşini bitirdiğinde patronu evi gözden geçirmek için geldi ve marangoza yaptığı evin dış kapısının anahtarını uzattı:
"Bu ev senin!" dedi. "Sana benden bir hediye!"
Marangoz muhtemelen o sırada şöyle düşünmüş olmalı:
"Keşke evi böyle yapmasaydım!"
Keşkeler, işte böyle berbat tatlar getirirler. Üstelik böylece yürekleri ve ruhları da kanatır, acıtırlar.
Ama bu gerçekten baktığınızda; her insanın hayatta kendi yuvasını daima kendisinin yaptığı sonucuna da çıkarız ki; bu sonucun tapu, mülkiyet ve işçiliği de sadece sahibine aittir.
Bir de hayatın içinde başkalarının kararları ile düzen sağlayan, onların tarifleri ile hayata tutulanlar, yön bulmaya çalışanlar var.
Şimdi, bir de bu açıdan başka bir olaya tanık olalım:
Kadının içi sıkılıyor, anlayamadığı bir duygu içini burkuyordu. En iyisi yakından tanıdığı falcıya gitmekti. Belki o kendisine yardımcı olabilirdi.
Ünlü falcıya telefon açtı.
"İmkansız! Tam dışarı çıkmak üzereydim" dedi falcı.
"Lütfen!" dedi kadın kendisini kıramayacağını düşünerek.
Kadın, ülkenin çok zengin ve tanınmış kimselerinden biriydi. Doğaüstü güçlere inanırdı ve falcının müdavimlerindendi.
Tabii ki falcı, sonunda bu iyi müşterisini kıramadı.
Buluştular ve masada karşılıklı oturdular.
Falcı önlerindeki suya baktı. Arkasından kaşları çatıldı, gözbebekleri büyüdü, alt dudağı düştü.
Sonra kafasını kaldırıp ona baktı: "çok üzgünüm!" dedi.
Durakladı, belli ki söylemek istemiyordu.
"Ne?" dedi kadın ısrarla.
Bunun üzerine falcı kadına; "suda yarını göremiyorum!" dedi.
Kadın birdenbire yıkıldı!
Çünkü falcının bugüne kadar yanıldığı hiç görülmemişti.
Yarın olmadığına göre demek ki bu gece ölecekti!
Ne yapmalıydı?
Evine gitti, vasiyetini yazdı, biraz televizyon izledi ve uykusunun geldiğini hissetti. Son gecesiydi ve ne yapacağını bilmiyordu. Bu durumda en iyisi uyumaktı. Böylece ölürken hiç bir şey hissetmezdi.
Yatağına uzandı, gözlerini kapattı ve derin bir uykuya daldı.
Uyandığında güneş yeni doğmuştu ve dışarıdan kuş sesleri geliyordu.
"Cennette miyim?" diye düşündü.
Her şey gece bıraktığı gibiydi. Kalktı, sabahlığını giydi, salona indi. Her şey normal gözüküyordu.
Falcı bu kez yanılmış mıydı acaba?
Bir ara hizmetçinin masasına bıraktığı günlük gazeteye gözü ilişti.
Gazetenin ilk sayfasında büyük puntolarla şöyle yazıyordu:
"Ünlü falcı öldü!"
Kendi alacağı kararlar ile yaşamak ve o kararlarla geleceklerini yönlendirmek yerine, başkalarının kararları ile hayat tanziminin zorluğunu, yanlışlığını, eziyetini gördünüz mü!..
Hayatta doğru kararlar alabilmek için insanın kendisine inanması ve sonunda sadece yine kendisine güvenerek karar vermesinden başkaca tutunacak sağlam bir dal ne yazık ki yoktur!
Keşke olsaydı!..