Adamlar, adımlar, hayatlar!..
Mevlana’nın çok güzel bir deyişi var. Ballar balıdır ve şöyledir:
“Öyle adamlar gördüm ki üstünde elbise yok; öyle elbiseler gördüm ki içinde adam yok!”
Adam olma sanatı adına ne muhteşem bir özet!..
Bir de hayatı donatıp ışıklandıran, kanatlandıran, tatlandıran sevgi var tabii…
Ve derler ki,"Sevgi alanı da vereni de mutlu eder. Bedelsizdir!”
Bu da bu alışverişi yapanlar adına ne şaheser bir özet!..
Şimdi “adam” ve “sevgi” sözcüklerini yan yana getirip, belleğimize biraz tat ve renk katalım:
I. ADAM:
Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ancak ona bu konuda nasıl yaklaşması gerektiğinden de emin değilmiş.
Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış. Doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş:
"Yapacağın şey şu: Karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle. Eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adımda dene. Cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla…"
O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş.
40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş: "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Cevap yok!
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış:
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Cevap yok!
Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş: "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Hala cevap yok!
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış:
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap alamamış.
Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş:
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Yanıta dikkat:
"Hayatım beşinci kez söylüyorum; Tavuk!.."
Gördüğünüz gibi, sorunlar çoğunlukla düşündüğümüz gibi her zaman, hep ve daima karşımızdaki kişilerde olmayabiliyor.
Böylece hayatın içindeki olası sorunların sebebini, hep karşımızdakinde değil de, biraz da kendimizde aramamız gerçeği de işte böyle ortaya çıkıveriyor!
II. ADAM:
Yaşlı bir adam sabah erken evinden çıkmış ve yolda ilerlerken bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
Sokaktan geçenler yaşlı adamı hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar. Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar ama "biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini" söylemişler.
Yaşlı adam birden huzursuzlanmış. Acelesi olduğunu ve bu işlemi istemediğini söylemiş.
Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
Adamcağız da "karım huzurevinde kalıyor. Her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum!" demiş.
"Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde" demiş hemşire.
Adam üzgün bir ifade ile "Ne yazık ki karım alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor!" demiş.
Hemşireler hayretle: "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor, neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?" demişler.
Adam buruk bir sesle yanıtlamış:
"Ama ben onun kim olduğunu biliyorum!.."
Sevdiklerinizi her şeye karşın ve ne olursa olsun; iyi günde, kötü günde ölünceye kadar böyle sevmenin de mutlak bir ödülü olmalı ve olacaktır…
Netice olarak; hayatın içinde esasında aslolanın adam olmak da değil; “adam kalmaktır” doğrusu ile yazımızı bağlayalım!..