Pazarlamak ya da pazarlayamamak; işte bütün mesele bu!
Kalabalık bir restoran ya da kafede çok fazla ses varken ve yanımızdakinin söylediğini bile duymakta zorlanırken, iki masa ötemizde konuşma arasında adımız geçtiğinde, duyarız!..
Buna psikolojide “algıda seçicilik” deniyor.
Bunu pazarlama ve pazarlamacılık üzerinden yorumladığınızda, şöyle bir sonuca dokunursunuz:
Hizmet ya da ürününüzle doğru kişiye, doğru şekilde, doğru yerde hitap etmeyi başarabiliyorsanız, siz de duyulursunuz!
“Ortada olma” avantajının nasıl bir şey olduğunu duymuş muydunuz?
Hele bir bakalım:
Kentin işlek bir caddesinde ufak bir işyeri var, beyaz eşya satıyor.
Ama etrafta ondan çok daha büyük beyaz eşya mağazaları da dikkat çekiyor. Ufak mağazanın yanındaki diğer mağaza ise daha kocaman.
Bu mağazanın ön yüzünde bir de büyük bir afiş sallanıyor:
“Yüzde 60 indirim!”
Diğer yanındaki mağaza ondan da büyük. Onun sallandırdığı renkli afiş de dikkat çekiyor:
“Yüzde 75 indirim!”
Tam ortada kalan beyaz eşyacımızın ise ne bu kadar indirimi yapacak gücü, ne de bu kadar büyük afiş asacak parası var.
Ama o kapısının tam ortasına ne yazmış biliyor musunuz?
“Ana giriş!..”
Pazarlamacı dediğin!.. Nasıl mı olur?
Bu konuda bu kez uzun uzun yazmıyor; görüyorsunuz anektodlar ile idare ediyorum. Öyleyse şimdi de, işin diplomatça tarafından bir bakalım.
“Pazarlamacı dediğin” nasıl tahlil edilebilir, hele bir görelim:
Diplomatın biri fakir bir adamın yanına gider ve “Oğlunun evlenmesini sağlayabilirim!” der.
”Oğlumun hayatına asla karışmam...”
” Ama kız Lord George’ın kızı...”
” Haaa! O zaman başka...”
Diplomatın ikinci durağı, bu kez Lord George’ın yanıdır:
”Kızınız için bir kısmet buldum Lordum…”
”Benim kızım evlenmek için henüz çok küçük...”
”Ama bu delikanlı hali hazırda Dünya Bankası Başkan Yardımcısı...”
”Haa! Bak o zaman başka...”
Diplomat, Lord'un yanından ayrıldıktan hemen sonra soluğu Dünya Bankası Başkanı’nın yanında alır:
”Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edeceğim, çok iyi bir delikanlı var.”
”Şu an zaten ihtiyacımdan çok başkan yardımcım var, gerekmez…”
”Ama, bu çocuk Lord George’ın damadı…”
” Bak o zaman oldu… Gelsin başlasın!..”
Bir de şirket maçı var:
Şirket içi futbol karşılaşması düzenleyen iki departman; “pazarlama departmanı” ve “teknik destek departmanı” maça başlamışlar. Maç sonunda teknik destek grubu ağır farkla pazarlama departmanını yenmeyi başarmış.
Ertesi gün şirket içi haber bültenini hazırlayan pazarlama departmanı, duyuru panosuna şu haberi koymuş:
"Bu sene düzenlenen şirket içi futbol turnuvasında gururla belirtiriz ki, pazarlama departmanı sadece bir maç kaybederek, ikinci olmuştur. Teknik destek departmanı ise kötü bir sezon geçirmiş ve tek bir müsabaka kazanabilmiştir!’’
Evet…
Pazarlamak ya da pazarlayamamak; işte bütün mesele bu!