Bugün dünyanın son günü olsaydı!..
Üniversitede profesör derse şöyle başlamış:
"Varsayalım ki bugün dünyanın son günüdür!
Yarın bu saatte her şey bitmiş olacak!
Hiçbir kurtuluş şansınız yok!..
Bugün ne yapardınız?"
Soru sonrası, öğrencilerden birbirinden tamamen farklı yanıtlar gelmiş:
”İbadet eder, Tanrı'dan günahlarımı affetmesini dilerdim.”
”Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım.”
”Zamanımı ailemle geçirirdim.”
”Anneme veya babamı ziyarete giderdim.”
”Arkadaşlarımla eski günlerdeki gibi basket oynardım.”
”Piknikte ızgara yapar, sevdiklerimle paylaşırdım.”
”Hiç iş düşünmeden, sorunlara gömülmeden sırt üstü yatardım.”
”Tüm sevdiğim şarkıları son bir defa dinlerdim.”
”Yardıma ihtiyacı olanlara, olabildiğince yardım ederdim.”
”Ormanda, ağaçların arasında, kuş sesleriyle dolaşırdım.”
”Güneşin doğuşunu ve batışını sevgilimle el ele son kez seyrederdim.”
”Akşam yıldızları seyreder, gözlerimi kapar hayal kurardım.”
”En sevdiğim yemeği hazırlar, tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.”
”Pikniğe gider, koşar, zıplar, güler, güldürür, oynardım.”
”Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider, orada ölümü beklerdim.”
” Korksam da, ilk ve son kez uçağa binerdim.”
”Üzdüklerimi arar, küstüğüm insanlarla barışır, özür diler, beni affetmelerini isterdim.”
Profesör öğrencilerin bütün yanıtlarını sırayla tahtaya yazmış. Sonra onlara dönüp tahtayı işaret ederek ve gülerek sormuş:
"Peki; tüm bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı?"
Ne kadar doğru…
Dünyevi işlerin harmanında, günümüzde insanlar giderek eş ve dostlarını ihmal ederken, arada hayata dair heyecanlı anları, soluklu, renkli zamanları yakalamayı, ürettikleri sayısız bahanelerle erteler oldular.
Hep yorularak, sağlıklarını bozarak, stresle boğuşarak, kırılganlıkları çoğaltarak, yorulur ve bitap düşer oldular.
Kısaca hayatın olumlu ve yakışır alanlarını pas geçip ıskalayarak, sadece kazanmak, daha çok kazanmak ve edinmek için çırpınır oldular.
Hayatta en iyiler, insana yakışan her doğru şey kazanılmalıdır elbette ama sanırım bunun karşılığı ruhun ve bedenin sürekli örselenmesi ve çizilmesi olmamak da gerekir.
Bunları hatırlattıktan sonra, yaşaya geldiğimiz koşturmacalar arasında, hayatı eğer gerçekten kendinizle paylaşmak istiyorsanız, aşağıya aldığım günlük reçeteme de dilerseniz bir göz atmanızı salık veririm:
* Sadece neşeli, güler yüzlü arkadaşlarınız olsun. Yüzü asıklar, sizi aşağı çeker dururlar. Yanlarında bile geçmeyin.
* Yaşınız ne olursa olsun, öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, yabancı dil, bahçecilik, briç, tavla, bulmaca, yüzme, ne olursa. Yeter ki beyniniz âtıl kalmasın. Âtıl kafa her zaman kötülüğün tezgâhıdır. En kötüsünün adına da, günümüzde alzheimer diyorlar! Aman dikkat!
* Küçük şeylerden zevk almaya bakın... Bir bebeği sevin, kediyi okşayın, köpeği gezdirin, su kaplumbağalarına yem verin, balıklara yem atın, ağaçlara sarılın, uygun olduğunuz yerde çekinmeyin, ıslık çalın…
* Hayatın içinde gözyaşları olacaktır. Katlanın, katlanmayın; hayatı her durumda kabul ederek güne sıfırdan, gıcır gıcır başlayın...
* Çevrenizi sevdiklerinizle doldurun. Aile, akrabalar, dostlar, saksıda çiçekler, ne olursa… Unutmayın, eviniz sığınağınız ve sadece sizin krallığınızdır...
* Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin. Bozuksa düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın...
* Kalp kırmayın, yalana meydan vermeyin, vicdan azabından uzak durun...
* Çarşı pazarda gezin, komşu illerde, yörelerde, olası ise dış ülkelerde dolaşın… Yeni insanlar tanıyın, yeni yemekler, yeni meyveler tadın…
* Sevdiğiniz insanlara her fırsatta onları sevdiğinizi söyleyin...
* Tanrıya şükredin, inançlarınızı tazeleyin, duaya zaman ayırın…
* Ve hiç unutmayın ki hayat; aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür!..
Ama soluklanırken, aşağıya aldığım kıssamızdaki yanılgıya düşmemeye de gayret edin:
Adamın biri, bir çocuğa bir elma vermiş.
Çocuk çok sevinmiş.
Bir elma daha vermiş.
Çocuk daha çok sevinmiş.
Bir elma daha verince; çocuk sevinçten deliye dönmüş.
Ve bir elma daha verince, çocuk dört elmayı elinde zapt edememiş ve sonuncusunu yere düşürmüş.
Bu sefer ağlamaya başlamış çocuk!..
İnsanlar için hayat ne yazık ki, aslında işte böyledir.
Hayal etmediğimiz bir saadete eriştikten sonra, onun bir lokmasını dahi kaybetmek sizi işte böyle perişan ediverir.
Değer mi?..
Birkaç elma ile yetinip mutlu olmak, hayata gülümsemek daha kolay değil mi?..
O halde artık başa dönelim:
Dünyanın son günü bugün olsaydı; ne yapardınız?..