Karınca suya düşerse ne yaparsınız?..
Şu sıralar baharın eşliğinde yavaştan fışkıran yeşillikler ve pıtrak gibi çiçek açan canım ağaçları gördükçe, ellerimi ovuşturup havalara, bulutlara doğru zıplıyorum! Arkasından da, her bahar olduğu gibi klasik keyifnamemi kendi kendimle, yüksek perdeden paylaşıyorum:
“Yaşasın!.. Aslanım, baharım yine geldi! Al sana zil takıp oynayan ağaçlar; şarkılı türkülü çiçekler, tekmil kuşlar, gürül gürül sular, mis gibi bulutlar, gıcır gıcır kırlar, taptaze otlar ve tabii cümle börtü böcekler!..”
Böcek deyince de; işte o saat sevgili karıncamın öyküsünü hatırlıyorum ve paylaşmak için hemen renkli bir bahar demeti eşliğinde sizlere de takdim ediyorum. Buyurun:
Anakaradan uzak, büyükçe bir gölün ortasında bulunan küçük ama yeşillikler içinde bir ada ve bu adada yaşayan yaşlı bir bilge varmış. Ancak adada sağlıklı bir içme suyu olmadığı için, yaşlı bilge zorunlu olarak zaman zaman anakaradan sandalıyla iyi su taşıyıp, büyük bir fıçıda saklıyormuş. Bu güngörmüş bilge, kimi zaman adaya gezmeye gelenlere de doğayı, hayatı ve canlıları sevmeyi anlatıyormuş:
”Gün boyu çalışıp didinirsin ve akşam olunca büyük bir iştahla, damlasını bile boşa harcamaman gerektiğini bildiğin bu değerli sudan içmek istersin. Fıçının kapağını kaldırırsın, kepçeni uzatırsın ve bir de bakarsın ki fıçıda bir karınca vardır!
Çok öfkelenirsin. 'Hangi yüreklilikle benim adamdaki, benim ağacımın altında, benim gölgeliğimde, benim fıçımda olan, benim suyuma girersin?' der, karıncayı eziverirsin.
İşte bu kötülüktür!..
Ya da karıncayı ezmeden önce biraz düşünüp 'hava çok sıcak ve burası adanın en serin yeri. Suyuma da zarar vermiyorsun' der kepçeni karıncaya değdirmemeye özen göstererek suyunu alır içersin.
Bu iyiliktir!..
Bir de tüm bunlardan arınmak diye bir şey var. Fıçıyı açıp karıncayı gördüğün an; iyi, kötü, doğru, yanlış gibi şeyler düşünmeden hemen karıncaya bir parça şeker uzatırsın.
İşte bu da sevgidir!..
Baharın şairane fonuna sırt verip; krizi, sıkıntıyı, daralları, sorunları, sallantıları, gerilimleri, takıntıları, ofları, pufları bir yana bırakıp; sevgiden yola çıktığınızda; hayatın sarmalında yer alan ama genellikle doğrusu pek de ciddiye almadığımız ”sekiz güzel armağan”dan bahsetmenin de, bu vesile ile yeridir diye düşündüm.
İnsanların şartlar ne olursa olsun, her gün birbirine verebileceği birbirinden değerli ama bir o kadar bedelsiz bu armağanları hatırlatmamı ister misiniz?..
O zaman gelin; her şeyin başı sevgiden işe başlayarak, hayata dair bir günlük tutalım:
Sevgi sunun: Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu insani yaklaşımlar, aileniz, dost, arkadaşlarınız ve hayvanlara olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlar, mutluluğunuz artar.
Dinleyin: Ama karşınızdakini gerçekten dinleyin. Dinler gibi yapmayın! Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden. Can kulağıyla dinleyin. Bu; saygının bir diğer adıdır.
Kahkaha atın: Fıkra anlatın. Fıkra dinleyin. Neşeli hikayeleri, olayları dostlarınızla paylaşın. Bunlar dostlarınıza "Seninle birlikte gülmeyi seviyorum!" mesajıdır. Birlikte gülmek… Ne kadar güzel değil mi!
Yazılı notlar bırakın: Örneğin, "Yardımın ve zahmetin için çok teşekkürler" ya da “Gösterdiğin ilgiden çok duygulandım” gibi notlar ya da belki bir şiirden kısa bir dize. Kısa, ama mutlaka elle yazılmış bir not, kimi zaman sizi ömür boyu hatırlatacaktır.
İltifat edin: Bu, dünyanın en kolay işi! Basit ve içtenlikle söylenen bir sözden pratik ne var ki? “Bu giysi sana ne çok yakışmış!", "Gerçekten harika bir iş çıkardın!", "Yemek nefis olmuş, ellerine sağlık”" gibi. Bunlar aslında önemsiz gibi gözüken ama aslında mücevher gibidirler.
İyilik yapın: Her gün, her durumda, rutininizi aşıp birisine, birilerine hoş, nazik bir şey yapın. Yeter ki adı iyilik olsun! İyilik, gününüzün güneşi ve ruhunuzun çiçek kokan bahçesidir.
Yalnız bırakın: Bazen tek istediğimiz, yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma fırsatı verin.
Neşeli olun: Birine tatlı bir söz söylemek ne kadar kolaydır! Söyleyin o zaman! Selam verin, selam alın, teşekkür edin, minnet duygularınızı belirtin. Şarkı dinleyin, ıslık çalın ve gülün, güldürün!
Bu armağanlarımızı size kısaca hatırlattıktan sonra ve “Neşeli olun” noktasından hareketle; bu yazımızı da neşeli bir fıkra ile bitirelim:
Adamın biri "Hayatım mahvoluyor" diye terapiste gitmiş. "Futbol rüyalarımda beni öldürüyor! Gözlerimi kapar kapamaz takımdayım ve hemen havadaki topu izlemeğe başlıyorum. Uyandığımda 90 dakika koşmuş kadar yorgun kalkıyorum. Bu bütün sezon böyle!"
"Kolay" demiş doktor. "Hallederiz! Şimdi şöyle düşün: Mağlupsunuz, rakip tam frikik atacakken, sen barajdan çıkıp kızlarla dolu bir partiye gidiyorsun ve tam sahayı terk ederken taraftara 'el işareti' yapıyorsun. Tamam mı?"
"Tamam da şimdi bu neyi halleder doktor?"
"O taraftar seni o sahaya bir daha nah sokar! "
İyi baharlar!..