Dosttan bol şey de yok dünyada, dosttan az şey de!..
Çölde ve kızgın güneş altındaki yolculuk sırasında, iki arkadaş bir ara tartışırlar ve biri ötekine aniden tokat atar! Tokadı yiyenin canı çok yanmıştır ama tek bir kelime etmez ve eğilip bir kum yığının üzerine şunları yazar:
”Bugün en iyi arkadaşım bana bir tokat attı!”
Daha sona yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek sessizce ve birlikte yürümeyi sürdürürler. Tokadı yiyen yıkanırken bu sırada bir de batağa saplanır ve neredeyse boğulmak üzereyken, arkadaşı tarafından kurtarılır! Boğulmak üzere olan arkadaş, bataklıktan çıktıktan hemen sonra bıçağıyla oracıktaki bir kaya parçası üzerine bu kez şu sözleri kazır:
"Bugün en iyi arkadaşım benim hayatımı kurtardı!”
Tokadı vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatını kurtaran adam ona şöyle der:
"Seni tokatlayarak canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın! Ama şimdi düşüncelerini kayaya kazıyorsun. Neden?"
Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir:
“Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki, bağışlama rüzgarı estiğinde onu silip süpürsün!.. Ama biri bize hayatımızı etkileyecek iyi bir şey yaparsa kayaya kazımalı ki, onu hiçbir rüzgar ve güç yok etmesin! "
Hayatta pek çok insanla karşılaşabilirsiniz ama sadece gerçek dostlar insanın kalbinde ve hayatında derin izler bırakır ve kayalara kazınırlar.
Şimdi, hayatta dostlarınızla aranızda geçen olası incinmelerinizi, kırılmalarınızı, gücenmelerinizi kuma; gördüğünüz iyilikleri, hayatınızı etkileyen yardım ve davranışta bulunanları kayalara kazımanın önemini bilmem anladınız mı!
Kırılıp; kırılgan, gücenik, suskun bir bırakılmışlık içinde, anlık bir zaafiyet ertesi, umulmadık kimi zamanlarda dostları ve dostlukları çizmek insanlar için ne kadar kolaydır!
Çevremize dönüp baktığımızda bile dostlukların eşleşebildiğini, birbirlerine erişebildiğini, mükemmel birer dostluğa vesile oluklarını da görürsünüz.
Bunun için doğaya yakından bir bakın. Orada hiç dikkate bile almadığınız, yüz yüze dostluklar vardır.
Güneşle ayçiçeğinin dostluğu, sözgelimi böyle bir dostluktur. Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten!
Sonra uzak dostluklar vardır.
Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl, birbirlerinin uzak dostlarıdır. Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece sayısız ve parlak yıldızlarla iletirler birbirlerine!
Sessiz dostluklar da vardır tabii.
Dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında inanılmaz bir dostluk oluşur. Üstelik her şeyden, hayatın her alanından konuşur sessizce bu eller!
Zorunlu dostluklar yok mudur?
Pazarla pazartesinin dostluğu gibi. Pazar, bilirsiniz aheste, avare bir gündür. Pazartesi tam tersi, hızlı bir gün. Ayak uyduramazlar birbirlerine ama ebediyen dost olmak, yan yana durmak zorundadırlar.
Uzun dostluklar vardır.
İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında.
Ne yazık ki günün birinde ölen dostluklar da vardır.
Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanı başında duran ceviz ağacının dostluğu gibi. Bir gün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makineler o bahçeye girip de, bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar yükseldiği zaman, ölen dostluklar gibi.
Vakitsiz dostluklar vardır.
Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce ve beklenmedik bir durumda dostu oluverir gözlerimizin.
Ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda bırakılan bir kokulu bahçenin dostluk vesilesi değil midir?
Bakımsız, ihmal edilmiş dostluklar ne demeli?
“Zaten var; zaten dostuz!” diyerek yıllarca bir telefonun, şimdilerde modası geçmiş olsa da bir kaç satırlık mektubun bile çok görüldüğü dostluklar da, işte bu klasmana girer.
Hülasa…
Dar zamanlar, zor zamanlar yaşansa da, krizler de, sorunlar da olsa sonuçta; toplum olarak böylesi zamanlarda gerçek dostluğa ve gerçek dostlarla dayanışmaya daha çok zaman ayırmayı, karşılıklı anlayış ve sevgiye daha çok ihtiyaç içinde olduğumuzu da hatırlamalıyız.
Yaşlı bilgeye dostları sormuş: “Kaç çeşit dost vardır?”
Bilge, “Üç!” demiş.
“Bir dost vardır gıda gibidir; sen onu her gün ararsın. Bir dost vardır ilaç gibidir; gerektiğinde ararsın. Bir dost vardır hastalık gibidir; o gelip seni bulur!”
Yazımızı La Fontaine’in dizeleriyle süsleyerek dostça tamamlayalım:
“Sokrates bir ev yaptırmış nasılsa;
Eş dost başlamış kusur bulmaya:
Kimi içini beğenmemiş:
Kızmayın ama demiş;
Şanınıza layık değil odaları.
Kimi cephesine çatmış:
Karşıdan görünüş berbatmış.
Hepsine göre de çok darmış bu ev.
Kim sığarmış bu kulübeye?
Koca Filozof: Ah, demiş, keşke bu evin
alabileceği kadar
Gerçek dostum olsa!
Sokrates'in sözü yerinde;
Bir ev dolusu gerçek dost nerede?
Sözde herkes dost, ama gel de inan!
Dosttan bol şey de yok dünyada,
Dosttan az şey de!..”