Kırk yıl ve bir dakika!
Bir gün usta ve ünlü bir ressam lokantaya girer. Kasada oturan lokanta sahibine, “yemek yiyeyim, karşılığında resminizi yapayım!” der. Adam kabul eder. Ressamın acelesi yoktur, masasında sindire sindire ve keyif içinde seçtiği leziz yemeklerin tadını çıkarır. Çıkarken de bir dakikada lokanta sahibinin resmi yapar ve adamın önüne koyar!
Lokanta sahibi buna itiraz eder: ‘’Ama siz iki saattir yiyorsunuz! Oysa resmimi bir dakikada yaptınız!’’
Usta ressamın cevabı da kısadır:
‘’Kırk yıl ve bir dakika!..’’
Tecrübe işte böyle bir şeydir ve çok pahalıdır!
Buradan kapıyı aralamışken tecrübenin acılarla, sıkıntılarla, zorluklarla nasıl harman olduğunu da görerek; tecrübe sularına doğru bir uzanalım:
İlkokul öğretmeni, ailesinin başarısız olduğu gerekçesiyle okuldan aldığı öğrencisi Thomos Alva Edison için; “O beyinsiz bir çocuk ve hayatta hiçbir işte başarılı olamaz!” demişti.
Sonraları “o beyinsizin” dünyaya armağan ettiği sayısız keşiflerinden sadece biri olan elektrik ampulünü bugün kullanmayan var mı?
Walt Disney, farelerin cirit attığı bir garajda “Miki Fare” adlı hepimizin bildiği ünlü kahramanını çizip şöhreti yakalayıncaya kadar onlarca işten ret cevabı almıştı. Hatta kimileri onda zerre kadar resim kabiliyetinin olmadığı konusunda da hemfikirdi. Üstelik dünyaca ünlü “Disneyland”ı kurmadan önce finans sorunu yaşamış, birkaç defa iflas da etmişti.
Ya “Rambo”yu tanımayan var mı?
Sylvester Stallone başarıya ulaşıncaya kadar ret üstüne ret cevaplarına dayanma gücü gösterdi. Çünkü işe başladığında o da binden fazla ret cevabıyla karşılaştı. New York’ta bulabildiği tüm artistlik bürolarına başvurdu ve hepsinden hayır üstüne hayır cevabı aldı. Fakat hiç yılmadı ve azminin eşliğinde şansını zorlamaya devam ederek sonunda bir dünya starı ve “Rambo” olmayı başardı.
Siz bu açıdan kendinize baktığınızda, hayatınız boyunca ne kadar “hayır” cevabına dayanabilirdiniz, bilemem.
Bu örnekler; hayatta harikulade şeylerin ancak, içlerindeki bir şeyin koşulların üzerinde olduğuna inanan ve bunları hayal edebilme cesaretini gösterenler tarafından yapılabileceğinin birer kanıtı.
Yani bir şeyi başarmak rastlantılarla değil, deneyerek, azim, tutku ve hedef istikametinde “hayır”lara kulak asmayarak olabiliyor.
Geçenlerde uluslararası ünlü bir iş adamı dostum ile birlikteydim.
Bir seminer öncesi vakit geçirdiğimiz kafede söyleşirken konu güncel olarak kriz ve sorunları derken; oradan hayatta ve iş dünyasında “tecrübe”nin önemine geldi.
Dostum; “İş hayatımda bilmem gereken birçok şeyi “Nuh’un Gemisi”nden öğrendim" dedi.
”Nuh’un Gemisi mi! Nasıl yani?”
“Anlatmamı ister misin?”
“Tabii, çok sevinirim” dedim.
“O halde şimdi birlikte on bire kadar sayalım!” diyerek anlatmaya başladı:
“Bir: Doğru gemiyi sakın kaçırma.
İki: Hepimizin aynı gemide olduğunu unutma.
Üç: Vakit gelip kapıya dayanmadan planını yap. Hazreti Nuh, gemisini inşa ederken henüz yağmur yağmıyordu.
Dört: Kendine hep iyi bak ve sağlığına dikkat et. Altmışına merdiven dayadığında bile gerçekten büyük bir iş yapman için önün açılabilir.
Beş: Eleştirileri dinle ama olumsuz eleştirenlere kulak asma. Yapılması gerekeni doğruları sektirmeden yapmaya devam et.
Altı: Geleceğini zirveler üzerine kur; dalgalar sana ulaşamasın.
Yedi: Ne olur ne olmaz eşinle yola çık.
Sekiz: Hız her zaman kazandırmaz. Unutma; yılanlar da Nuh’un gemideydi, çıtalar da.
Dokuz: Üzerinde aşırı baskı hissettiğinde bir süre boşlukta yüz.
On: Titanik’in profesyoneller, Nuh’un Gemisi’nin ise amatörler tarafından yapıldığını unutma.
On bir: Fırtınanın gücü ne olursa olsun, eğer Allah’a inancın tamsa, seni bekleyen bir gökkuşağı da mutlaka vardır. Bunu da unutma!”.
Sonuçta, tecrübenin özellikle kriz dönemlerinde iş hayatında çok önemli bir yeri olduğu konusunda, bir kez daha ortak bir noktaya gelmiş olduk.
Zaten yaşamakta olduğumuz kriz de, herkes için bir tecrübe değil mi?
Konuya bir başka açıdan katkı olsun diye, ben de dostuma olayı pekiştirecek bir anekdot anlattım:
Hayatında çok önemli başarılara imza atmış, kariyerinin zirvesinde olan bir işadamına bir röportaj sırasında sormuş gazeteci:
“Başarının sırrı nedir sizce?”
“İki kelime.”
“Peki o iki kelime nedir efendim?”
“Doğru kararlar.”
“Peki doğru kararlar nasıl alınır?”
“Bir kelimeyle.”
“O nedir peki?”
“Tecrübe.”
“Peki, bu tecrübe nasıl elde edilir?”
“İki kelime ile.”
“O iki kelime nedir?”
“Yanlış kararlar!”
Özetlersek, “tecrübenin insanın başına gelen şeyler değil; başına gelenlerden çıkardığı bir sonuçtur” noktasına geliyoruz. Ve onun zor bir eğitmen olduğunu da bu arada rahatlıkla söyleyebiliriz.
Çünkü önce test yapar, sonra ders verir!
Şu aralar, kim bilir kaç kişi bu testten geçmiş ya da geçiyor olmalı!..
Günümüzdeki krizden alınacak sayısız derslerle ve edinilen tecrübe eşliğinde; sanırım geleceğe daha farklı, daha temkinli, daha güçlü ama daha umutla bakmak gibi, hala bir avantaj olduğunu da unutmamak gerek.
Yanlış kararların üstüne çizik atmanın, doğru rotaya yelken açmanın şu sıralar tam zamanıdır.
Haydi dostlar iş başına!..