Otlardan etekler, çiçeklerden gömlekler!..
Hayatın ilk dönemlerinde insanların bedenlerini sarmak, iklim koşullarından ve dış etkilerden korunmak için yaptıkları ilk giysiler, daha çok ot ve benzeri örmelerden oluşmaktaydı. İlk insanlar, günümüzde turistlere hula yapan Havai'li dansçılar gibiydiler! Otlardan etekler, çiçeklerden gömlekler!.. Şapkaları da muhtemelen deve tabanından olmalıydı. Aslında yaz günleri her şey yolundaydı ama özellikle kışın insanlar üşüyordu ve buna da acil bir çözüm gerekiyordu. Ve ilk insanlar, daha sonra, giderek çevrelerindeki kimi bitkilerin "iplik gibi" olan parçalarını ayırıp, bunları "dokuyabileceklerini" düşündüler.
Bu ipliksi parçalar ya da lifler, bitkilerin dayanıklı ve esnek olmasını sağlayan hücrelerden oluşmaktaydı. Özellikle kalın ve uzun iplikleri örmek çok daha kolaydı. Dolayısı ile artık takırdamaya ve titremelere paydosun galiba tam zamanıydı.
Ve derken, bingo!..
İlk insanlar öncelikle "keten" bitkisinden yararlanmayı keşfettiler.
Daha sonraki dönemlerde o mantığı geliştirerek de, sonuçta dokuma sanatının iki önemli ürünü olan pamuğu ve keneviri yetiştirmeyi de başardılar. Bir anlamda bitkilere dokuna dokuna, bitkilerle konuşa konuşa, bitkilerle kucak kucağa, bitkilerle koyun koyuna, sonuçta dokumayı ve gelecekteki büyük bir endüstrinin ilk kaynağını da keşfetmiş oldular.
İnsanların tanıdığı ilk bitkisel ürün olan keten ipliğinden bez yapıldığını da biliyoruz. Güney Batı Avrupa, Kuzey Afrika ve Anadolu'da da yetişen ketenin, bundan yaklaşık beş bin yıl önce "İki ırmak arası" anlamına gelen ve başta sayısız bir kültürler beşiği olan Mezopotamya'da, Asur ve Mısır'da da yetiştirildiği, literatürlerdeki en mantıklı tahminler arasında yer alıyor.
Örneğin eski Mısırlıların, ölülerini mumyalamaları esnasında kullandıkları bez de, ketenden başka bir şey değildi!
(ARA NOTU: Mısır’a ilk kez gittiğimde, Kahire Müzesindeki sayısız mumyaları ve üzerlerine sarılmış olan ketenden dokumaları gördüğümü de, bu vesileyle hatırlatmak isterim. Orada asıl şaşırtıcı olan, mumyalar üzerindeki ketenden dokumaların, aradan geçen onca zamana rağmen, nasıl olup ta bu kadar sağlam görünümde kalabilmiş olmalarıydı.)
Devam edelim:
Mısırlılar dokumacılığı iyi biliyorlardı ama örneğin boyamacılık konusunda pek bilgi sahibi değillerdi. Dolayısı ile ürettikleri dokumalar daha çok beyaz ya da doğal renklerden oluşuyordu.
Ketenden söz etmişken, şimdi onun "bitkiden giysiye" giden Pamuk Çiçeği yolundaki serüvenini de özetleyebiliriz.
Keten ekimi genellikle baharda elle yapılır ve küçük fideler ortaya çıkmaya başladığında, çevresindeki yabani otlar temizlenir. Tohumların yarısı olgunlaştığı ve saplar alt yapraklarını düşürdükleri zaman, yani üç buçuk ay sonra, keten artık toplanmaya hazır demektir. Yarım metreye varan keten sapları kesilmez, topraktan koparılır. Buradaki amaç, bitkiyi olabildiğince bütün olarak elde etmektir. Daha sonra yapılacak iş, sapların demetlenmesi ve güneşte kurumaya bırakılmasıdır. Kurutma sırasında "keten samanı" denilen bölümler tohumlar ayrılır.
Bu tohumlardan ya bir sonraki ekim döneminde, ya da yağ yapımında yararlanılır. Öğütülen tohumlardan keten unu elde edilir. Bu unu hekimler çeşitli hastalıklarda lapa olarak kullanır. Günümüzde çeşitli keten türleri elde edilmektedir. Bunların kimisi ipliği, kimisi de tohumu için yetiştirilir. Keten sapları yeterince kuruduğu zaman yumuşaması için suya konulur. Böylece dokular çürümeye bırakılır, iplikler bitkinin sert bölümlerinden kolayca ayrılır. Bütün bunlar bir ay içinde olur. Bu süre, istendiğinde kimyasal maddelerle kısaltılabilirse de, böyle bir işlem, ipliklerin kalitesinin düşmesine neden olur.
Bundan sonra, elde edilen ham keten bir daha kurutulur. Yine suyun içine batırılır. Bu işlem, dönen taşlar arasında sıkıştırılan ipliklerin iyice ayrılmaya başlamasına kadar sürer. O sırada iplikler açık sarı renkte, otuz santim ile bir metre arasında bir uzunluktadır. Kalınlığı ise değişir.
İşte; bildiğimiz, tanış olduğumuz ip, bu sırada oluşan iplikçiklerden yapılır. Daha ince iplikçikler taranır, bükülür ve sonuçta keten bezi haline getirilir. Ketenin ilk kez giysi yapımında kullanılmasından bir süre sonra, insanoğlu bu kez pamuk bitkisini keşfetti. Bu bitkinin de kısa iplikçikleri vardı ve iplikler birbirine sarıldıklarında ayrılmıyorlardı. Tam tersine, ince ve sağlam bir iplik oluşturuyorlardı. Eski toplumların günlük yaşamını anlatan ünlü tarihçi Heredot, yazılarında pamuktan da söz eder ve özellikle Hindistan'da pamuğun yüzlerce yıldan beri bükülüp dokunduğunu da belgeleyerek kayıt düşer.
Pamuk tohumu daha sonra Büyük İskender tarafından Hindistan'dan Anadolu'ya getirildi.
Aynı dönemde pamuğun bu yolculuğu Çin ve Japonya için de geçerliydi ve pamuk böylece bu ülkelere de girmiş oldu. Ancak burada, hayli "tuhaf!" bir olaydan söz etmek istiyoruz. Pamuk yüklü bir gemi, Japonya kıyılarında büyük bir fırtına sonrası kazaya uğrayınca, karaya ulaşan pamuk tohumları o çevrede filiz vermeye başladı ve pamuk, inanılması güç bir rastlantı sonucu Japonya'ya neredeyse elini kolunu sallayarak ve böylesi ilginç bir şekilde girmiş oldu!
9. yüzyılda pamuk, Araplar eliyle Avrupa'ya getirildi ve giderek de tüm Avrupa'ya yayılmış oldu. Pamuğun bu aşamada Amerika kıtasındaki gelişimine de bir göz atalım:
Beyazların gelmesinden çok önce Güney ve Orta Amerikalı Kızıldereliler pamuğu yetiştiriyor ve onu dokumacılıkta kullanıyorlardı. Çok sonraları Kuzey Amerika'ya gelen sömürgeciler Avrupa'dan getirdikleri pamuk tohumlarını ektiler.
Ne var ki, 1793 yılında Eli Whitney'in tohumu liflerden ayıran çırçır makinesini bulmasına kadar, pamuk üretimi Amerika'da pek fazla ciddiye alınmadı. Aslında pamuk tarımı ve üretimi için çok harcama gerekmez. Bununla birlikte pamuğun çok önemli bir ekonomik değeri ve özellikle dokuma sanayinde büyük bir yeri vardır. Bu nedenle dünyanın hemen her ülkesinde yetiştirilir. Amerika, dünyanın en büyük pamuk üreticisidir ve hemen arkasından Hindistan, Çin, Rusya ve Brezilya gelir. Pamuğun da birçok türü vardır ve hepsi de otsu bitkilerdir. Pamuk bitkisinin düz bir sapı, büyük, renkli çiçekleri ve küçük bir tas biçiminde kahverengi meyveleri vardır. Kapsül adı verilen bu meyvelerde yumuşak tüylü, küçük ve siyah tohumlar bulunur. Bu tüyler yabani pamukta kahverengi, yetiştirilen pamukta beyazdır. Meyveyi açtığınız zaman, tohum kabuğunun pudra ponponuna benzediği görülür.
Şimdi de, pamuğun nasıl yetiştirildiği konusuna değinelim:
Pamuğun önce tropikal bir iklimi olan Hindistan'da ortaya çıktığını yukarıda belirtmiştik.
Pamuk, daha çok yağmurların düzenli olduğu ılıman iklimlerde verimlidir. Yetiştirilmede, önce tohumlar düzenli sıralarla ekilir. Sonra bitki gelişmeye başlar. Bu gelişim süreci altı aydır. Bu arada önemli bir faktör de, toprağın ara sıra gübreyle beslenmesi ve yabani otların temizlenme işidir. Sonuçta oluşan pamuk toplanır ve dış kabukları çıkarılarak çırçır makinesine konur. Bu işlemle, pamuk tohumdan ayrılmış olur. Pamuk tohumundan elde edilen yağ, yemeklerde, vernik, tutkal ve boya yapımında kullanılır. Yağın çıkarılmasından sonra geriye kalan madde protein açısından çok zenginidir ve bu nedenle hayvanlara yem olarak verilir. Birçok türü olan, dünyanın hemen her yerinde kullanılan pamuğun, çeşitli kullanım alanları vardır ve pamuğun dokuma işkolundaki önemi ve yeri tartışma götürmez. Pamuk, diğer kumaşlara göre en çok kullanılıp eskitilendir. Ekimi ucuz, boyaması, yıkaması ve ütülemesi son derece kolaydır.
Şimdi de bir diğer dokuma ürünü olan ve daha çok çuval, sicim ve ip gibi yararlı nesnelerin yapımında kullanılan kenevirden söz edelim.
Dutgillerden otsu bir bitki olan kenevirin her yıl ekilmesi gerekir. Boyu iki metreyi aşar. Kenevir de tıpkı keten gibi elde edilir. Saplar makine ya da elle kesildikten sonra, büyük su kapları içinde yumuşamaya bırakılır. Bu aşamada sert gövde iplikçiklerden ayrılır ve daha sonra iplikçikler taranır ve niteliklerine göre sınıflandırılır. Zayıf iplikçikler koltuk ve benzeri eşyaların doldurulmasında, esnek ve dayanıklı olanlar ise çuval, sicim gibi gereçlerin yapımında kullanılır. Kenevir kalafatlamada ve sanayide üstüpü olarak da işe yarar. Tohumundan çıkan yağ ise endüstriyel boyutta boya, vernik ve sabun yapımında kullanılır. Kenevir çoğunlukla Avrupa'da ve bunun dışında Kuzey Amerika ile Asya'da yaygın olarak yetiştiriliyor.
Çuval, sicim, halı ve döşeme arkalığı yapımında kullanılan bir diğer bitki de jüt'tür. Jüt, nemli ve sıcak bölgelerin verimli topraklarında yetişen uzun ömürlü bitki olarak göze çarpar.
Büyük bir devedikenini andıran bu uzun boylu bitkinin küçük ve sarı çiçekleri vardır. Jütten çıkarılan iplikçikler uzun ve sağlamdır. Jüt ipliklerinin pek kullanışlı olmayan uç bölümlerinden ise kağıt yapımında yararlanılır. Jüt üretiminde Bengaldeş ve Hindistan yarış ederler. Hindistan'da Kalküta, Avrupa'da ise Iskoçya'nın Dundee kentleri en büyük jüt işleme merkezleri olarak göze çarparlar.
Evet!..
Sonuç olarak dünya dokuma yelpazesinin üçgeni; keten, pamuk ve kenevirin öyküsü kısaca böyle.
Asıl "ağır roman"sa, günümüzdeki dokumalarda ve makinelerde hüküm sürüyor, her yeni ve kreatif kuşak; insanları keten, pamuk ve kenevirin sarmalında yeni dünyalara ve yeni modalara doğru koşturuyor, coşturuyor, heyecanlandırıyor!
Derken bir soluklanma; sonra yeni bahçeler derleniyor, yeni tohumlar atılıyor, yeni hasatlar yapılıyor, yeni ürünler ipliğe duruyor!
Netice olarak…
Çok yaşasın dokumalar diyoruz ve görüyorsunuz; bitkiden dokumaya, moda ve yeni trendlere endeksli uluslararası bir maraton; yarış bitmiyor!..