Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Geride kalan Ramazan Bayramı dolayısı ile muhtemelen sizler gibi ben de cep telefonuma gelen sayısız kutlama mesajları aldım. İyi duygular ve bayrama özel temenniler içeren bu mesajların sıklığı, aynlığı, yoğunluğu karşısında oldukça şaşırdım. Gelen mesajlar arasında tanıdıklarımın yanı sıra, hiç tanımadıklarımdan gelenler de vardı. Bana nasıl ulaştıklarını da doğrusu hala çözmüş değilim.
Ancak bu vesileyle eski günleri, cep telefonsuz dönemleri ve geçip giden bayramları anımsadım.
Bayramlarda sevdiğimiz insanlara, dost ve akrabalarımıza, çiçeklerle bezenmiş olanlarının yanı sıra, çoğunlukla bulunduğumuz, yaşadığımız kentin fotoğraflarını içeren tebrik kartları atardık. Onlar da bize aynı şekilde yaşadıkları yöreden fotoğraflarla süslenmiş, değişik, renkli tebrik kartları gönderirlerdi.
Benim yurdumun kentlerini çok yakından tanımam, onlara ilgi ve sevgi duymam da, aslında işte o güzelim bayram tebriklerindeki fotoğraflarla başlamıştı. Diyebilirim ki bizim kuşak, bayram tebrikleri aracılığı ile Türkiye coğrafyasını erkenden tanıma ve yurdunu, onun güzel kentlerini uzaktan sevme; bir gün oralara gidebilme adına hayal kurma zenginliğini de bu vesileye elde etmiştir.
Kısa da olsa, işte bu kartlarla gelen bayram üstüne dilek ve temennilerin, sevdiğimiz insanlardan bize ulaşan satırlarının eşliğinde; bulundukları yerlerden dostluk, arkadaşlık, aşk, sevgi, özlem, sıla gibi sıcacık insani duyguları da gönderdiklerini bilirdik, anlardık.
Adınıza yazılmış bir iki satırla uzaklardan, dostlarınızdan, sevgilinizden, asker evladınızdan, taşrada okuyan kızınızdan gelen o sevgili, renkli, çiçekli bayram tebrik kartlarının tadı ve değeri unutulur mu hiç!
Şimdi anında bas tuşa ve aynı anda yüzlerce kişiye gönder basmakalıp dileklerini, temennilerini, düşüncelerini!
Ne kadar soğuk ve ne kadar uzak; insan ilişkilerini ne kadar suskun ve soyut hale getiren bir mekanizma; buz gibi bir yaklaşım bu!
Telefonda duyulan ve uzaklardaki sevilen bir dostun sesi, size yazdığı özel birkaç satırın tadı ne kadar pahalı, ne kadar güzel ve ne kadar değerliymiş meğer! Tebrik kartlı, telefonlu, mektuplu geçmiş güzel bayramlarıma, uzak dostlarıma da selam olsun!
Karşıyaka / İzmir’den bana yazan okurum sayın Canan Petek’in, tam da konumuza denk düşen aşağıya aldığım yazısı, işte tam bunları düşünürken, irdelerken önüme geliverdi.
Hiç yorum yapmıyor ve sizi bu dijital tattaki(!) yazıyla baş başa bırakıyorum:
***
Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız, değil mi?
Hiç vaktiniz yok; "Fast life", "Fast food", "Fast music", "Fast love".
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in"ler, "out"lar.
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki, sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
“Copy-paste” yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz “mail”le arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak yok mu yaşam skalanızda?
***
En son kime mektup yazdığınızı, tebrik kartı attığınızı, sevdiğiniz bir dostunuzu özellikle telefon ile arayarak, bayram kutlaması yaptığınızı bilmiyorum.
Ancak yukarıdaki metnin son satırı, aşağıdaki gibi bitiyordu ve ben onu finale cuk oturduğu için en sona sakladım:
“Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?..”