Balıkçı, işadamı, mutluluk!
Eskiden bir sahil kasabasında, mutlu yaşayıp giden, otuzuna merdiven dayamış bir balıkçı varmış. Her gün sabah kalkar, kayığına atlar, denize açılır, öğlen güneşi tepeye çıkana kadar balık avlar, akşama doğru limana gelir, topladığı balıkları, hemen oradaki mezatta satarmış. Balıklardan kazandığıyla ailesi ile birlikte mutlu yaşayıp gidermiş. Derken günlerden bir gün tam da yine mezat sırasında, iyi giyimli yaşlı bir bey balıkçının yanına gelmiş ve balıkların hepsini toptan almak istediğini, İstanbul’dan gelecek konukları olduğunu söylemiş.
“Ne kadar istersin hepsine?” demiş.
Balıkçı her gün mezatta satabileceği fiyatı söylemiş. Yaşlı ve iyi giyimli adam:
“Ben İstanbul’da bunun bir porsiyonuna bu parayı veriyorum!” demiş.
“Burada balık çok!” demiş balıkçı.
“Sana yirmi lira versem, bunları eve kadar da getirir misin?”
“Olur” demiş balıkçı ve balık kasasını aldığı gibi ihtiyar adamla yürümeye başlamış. İhtiyar adam büyük bir şirketler topluluğunun sahibiymiş. Şimdi şirketlerini oğluna bırakmış ve kendisini dünyayı dolaşmaya vermiş. Burası dünya turundan sonra uzun yerleşmek istediği ve emekliliğinin keyfini sürmeyi istediği kasabaymış. Yakın zamanda kendine bir motor almayı ve sıkça balığa çıkmayı istiyormuş.
“Demek balık çok burada. Günde kaç saat çalışıyorsun? ”
“Sabah çıkıyorum, öğlene kadar çalışıyorum.”
“Öğlene kadar mı?”
“Evet” demiş balıkçı.
“Peki öğleden sonra ne yapıyorsun?” demiş ihtiyar adam.
“Öğleden sonra da, dinleniyorum, ailem ve arkadaşlarımla zaman geçiriyorum.”
“Tembelik ediyorsun yani!” demiş bıyık altından gülerek yaşlı adam.
“Tembellik mi? Yoo!” demiş balıkçı.
O sırada, işadamın evine ulaşmışlar. Balıkları derin dondurucuya koyup bahçeye çıkmışlar. Yaşlı adam balıkçıya parasını verdikten sonra “Hele şurada bir soluklanalım” demiş bahçedeki kamelyayı göstererek. “Sana anlatmak istediğim bazı şeyler var. Daha çok gençsin ve önünde uzun bir ömür var.”
Balıkçı, ihtiyar adamın teklifine şaşırsa da, adamın ses tonundaki yardımseverlikten ve meraktan kamelyaya oturup adamı dinlemeye başlamış.
“Günde kaç kilo balık tutuyorsun?” demiş yaşlı adam.
“On veya on beş kilo” demiş adam.
“Demek tam gün çalışsan otuz kırk kilo balık tutacaksın. Vay canına! Burada balık gerçekten çok. Bu ciddi bir rakam.”
“Nasıl yani! Anlamadım” demiş balıkçı.
“Ayda yirmi beş gün balığa çıksan. Yirmi beş çarpı on beş, o da eşittir üç yüz yetmiş beş kilo eder. Bir ayda teknene bir motor alırsın ve tutacağın balık miktarı da iki katına çıkar.”
“İyi de bu ne işime yarayacak ki!” demiş balıkçı.
“Sen beni anlamadın galiba. Sonra bir kaç ayda ikinci bir tekne ve motor alırsın. Hatta büyük bir motor alırsın.”
“Peki o kadar motoru kim kullanacak. Ben tek başınayım” demiş balıkçı.
“Bak burası çok önemli. Artık patronluğa adım atıyorsun. Bir kaç adamı yanına alacak ve onları çalıştırmaya başlayacaksın.”
“İyi de bu kadar balığı ne yapacağım! Burada kimse o kadar çok balığı yemez ki!”
“Geniş düşüneceksin. Şimdi, o balık satışından ayırdığın parayla bir soğuk hava deposu kuracaksın. Belki biraz kredi de alman gerekebilir. Neyse, balıkları orada depolayacak ve anlaştığın bir lojistik firmasıyla balıkları İstanbul’a göndereceksin.”
Balıkçı, yaşlı adamı hayretle dinliyormuş. Ona “Peki sonra ne olacak?” demiş.
“Gördün mü, her şey kendi kendine oluşuyor. Eğer ipin ucunu yakalarsan ve doğru zamanda doğru hamleyi yaparsan turnayı gözünden vurursun. Derken işleri iyice büyütecek ve daha büyük motorlar alacak ve filonu genişleteceksin.
“O zaman o soğuk hava depoları da yetmeyecek. Sonra ne olacak o kadar balık?” demiş balıkçı.
“Sorular fırsatların kapılarıdır. Yeter ki doğru soruyu sormasını bil. Balık çoğalınca, bir balık işleme fabrikası kuracaksın. Konservesini yapacak, yağını çıkaracak, tüm ülkenin en iyi balık firmasının sahibi bile olabilirsin.”
“İyi de bu benim ne işime yarayacak?”
“Çok zengin olacaksın! İşi iyice genişletip tüm Ege ve Akdeniz’de bu tesislerden kuracaksın” demiş yaşlı adam.
“Çok zengin olmak ne işime yarayacak? Para her şey demek değil ki!” demiş balıkçı.
“Bak burada haklısın. Para bir süreliğine nefsini idare ediyor ama sonra paraya karşı köreliyorsun. Bu sefer, ün, başarı ve güç giriyor hayatına. Her yerde insanlar önünde iki büklüm oluyor. Bir sürü insan ağzından çıkacak tek kelimeye bakıyor. Her yere davet ediliyorsun. Aslında bunu sana anlatamam, yaşamak lazım.”
“Peki, tüm bunlardan sonra neler olacak?” demiş balıkçı.
“Sonra şirketlerin büyüdükçe sen yaşlanacaksın ve dişinle tırnağınla kazandığın bu başarı imparatorluğunu emanet edecek birilerini arayacaksın. Bu aşamada iyi eğitimli çocukların devreye girecek ve şirketi onlara, başarılarına başarı katsınlar diye devredecek, onları uzaktan kontrol edeceksin. Onlardan emin olduğunda ise kenara çekilecek ve başarının tadını çıkarmaya başlayacaksın.”
Burada biraz durmuş ve geniş bir soluk almış yaşlı adam:
“En tatlı kısım burası. Artık yaşlandın ve yoruldun. Belki de benim gibi yetmiş yaşına geldin. Artık şirketleri bırakıp güzel bir sahil kasabasında güzel bir ev, güzel bir motor alacak ve hayatının sonlarını bu muhteşem sahil kasabasında geçirecek ve hayatının son yıllarını mutluluk içinde geçireceksin.”
Balıkçı bir ihtiyar adama bakmış, bir bahçeden görünen denize bakmış.
“İyi de, ben zaten şu anda senin dediğini yapıyorum” demiş.
“Nasıl yani?” demiş ihtiyar adam.
“Ben küçük bir balıkçıyım. Mutluyum! Bu kadar kazanmak bana yetiyor. Anlattığın şeyi zaten şu anda yapıyorum. O zaman dediğin şeyleri yapmama ne gerek var. Mutluluğumu çalışma ve para karşılığı verip, en sonunda yıllar sonra o mutluluğa kavuşmaktansa, şimdi yaptığım gibi daha mutlu olabilirim değil mi? Bunun için çok paraya ihtiyacım var mı?”
İhtiyar iş adamı bir anda, yıllarının nasıl tükendiğini, nasıl kendisini yıprattığını, daha da önemlisi, amaç ve aracı birbirine nasıl karıştırdığını fark ederek konuşmuş:
“Sen benden daha zenginsin balıkçı. Böyle devam et!”