Çok yaşasın iyilik, çok yaşasın iyiler!
“Birçok insan matematiğin yasalarını bilir ve güzel sanatların çoğunda da beceri sahibidir. Fakat çoğu insan hayatı yöneten yasalarla, yaşama sanatı denilen o güç sanat hakkında az şey bilir. Bir insan bir uçak yapabilir ve onunla bütün dünyayı baştanbaşa dolaşabilir. Fakat nasıl mutlu, başarılı ve memnun olacağını öğreten o basit sanatın tamamıyla cahilidir. Sanatları öğrenirken listenin en başına yaşama sanatını koymayı unutma.”
Fransız yazar ve filozofu Jean Jacques Rousseau’nun yukarıdaki sözlerine belki tam burada, bir şey daha ilave edilebilir:
Yaşamı sanatının en başına; toplum içinde iyi insan olmak, iyilikler yapan insan olmak, iyilikleri paylaşan insan olmak becerisini de ilk sıraya almak gerekir.
Hayatın içinde ‘hep yaşasın iyilik’, ‘çok yaşasın iyilik’ deriz ama hayatın içinde ‘yaşasın kötülük’, ‘I love you karanlık’ diyenleri de ne yazık ki biliriz, görürüz, izleriz. Ancak her durumda iyilik adına alınan tavır ve davranışın köy ekmeği gibi kokan has tadını; kötülükler hanesinde hiçbir zaman ve asla bulunamadığını, yer alamadığını görürsünüz. Karanlık ve ücra tarafta elde bir rant varsa da belki; oralarda yer alanlarda asla olamayacak olan en önemli şey; iç huzuru ve temiz bir vicdanın gururudur.
Sanırım hayatın içinde her zaman iyilerden, iyiden yana olmanın, iyilik ile yardımın insana çok yakışan bir erdem ve fazilet olduğu sıkça hatırlamak gerekiyor. Bunun çok muhteşem bir manevi zevk olduğunu, insana yaşama sevinci veren bir tutkuyu ateşlediğini ve pozitif gücünü de kişisel olarak çok iyi biliyorum. Dolayısı ile başkalarına yardım ederek mutlu olmak, başkalarının mutluluğuna sevinebilmek, hem diğerlerine hem kendimize iyilik ettiğimiz bir durumdur.
Netice olarak iyilik, başkasının kötü durumda olmasına sebebiyet vermemek, düşene bir tekme daha sallamak değil, yardım eli uzatabilme yüceliği ve güzelliğidir.
Steve Goodier, "Hayat Destek Sisteminiz" isimli internet grubunun yayıncısı olarak birçok ülkeye yayılmış yüz binlerce okuyucusuna gün aşırı yolladığı öykü ve denemeleriyle, yıllardır insanların içini umut ve sevgiyle doldurmaya devam eden kendine özgü, hümanist bir yazar.
Aşağıya aldığım Steve Goodier’in çok güzel bir öyküsünü, İstanbul İçerenköy’den Sayın Ahsen Geren göndermiş bize.
Bu küçük öykü ufacık bir yardımın günü geldiğinde ne kadar pahalı bir değere, nasıl inanılmaz bir güzelliğe dönüştüğünü göstermesi açısından da konumuza denk düşüyor. Sayın Geren’in gönderdiği ve yaşama sanatına dair bu küçük öykü, inanıyorum ki şu satırları okumanız sonrasında gününüzü aydınlatacak, içinizi ferahlatacaktır:
***
Howard yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşya satıyordu. O gün hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi.
O ilk kapıyı çaldığında ve kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce biraz utandı ve yiyecek bir şeyler yerine:
"Affedersiniz, sizden bir bardak su rica edebilir miyim?" diyebildi yalnızca.
Genç bayan çocuğun aç olabileceğini düşünerek kocaman bir bardak süt getirdi ona. Çocuk, sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra,
"Çok teşekkür ederim bayan, borcum ne kadar?" diye sordu genç bayana.
Genç bayan:
"Borcunuz yok!" diyerek yüzünde sıcak bir gülümsemeyle devam etti: "Annem, gösterdiğimiz şefkat ve nezaket karşılığı olarak asla bir bedel ödenmesini beklemememizi öğretti bize!" dedi.
Çocuk:
"Çok teşekkür ederim, yürekten teşekkür ederim size" dedi.
Howard Kelly, o gün evin önünden ayrılırken kendisini yalnızca bedensel olarak değil, ruhsal olarak da çok güçlü hissediyordu.
Yıllar sonra genç bayan çok ender rastlanan bir hastalığa yakalanmıştı. Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca, hastalığı ile ilgili araştırmalar yapılması için onu büyük kente gönderdiler.
Dr. Howard Kelly, konsultasyona çağrıldığı hastanın hangi kasabadan geldiğini duyunca birden heyecanlandı. Artık genç olmasa da yıllar önce kendisine sevgiyle yaklaşan o bayanı ilk gördüğü anda tanımıştı ve onun yaşamını kurtarmak için elinden geleni de yaptı tabii.
Uzun süren tedaviden sonra bayan sağlığına kavuştu. Dr. Hovard Kelly, daha sonra denetlemesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı ve üstüne bir şeyler yazarak zarfın içine koydu ve hasta bayanın odasına gönderdi.
Kadın elleri titreyerek aldı zarfı eline. Açmaya korkuyordu. Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan hayatı boyunca
bu faturayı ödemek için çalışmak zorunda kalacağını biliyordu.
Sonunda zarfı titreyen parmaklarıyla açtı ve faturaya iliştirilmiş bir not dikkatini çekti.
Kâğıtta şunlar yazılıydı:
"Hastane giderlerinizin tamamı, bir bardak süt karşılığı ödenmiştir!"
Gördüğünüz gibi ulusların gelenekleri başka başkadır ama iyilik her yerde birdir. Konumuzu özetleyelim:
Bir zil,
sen onu çalana dek
zil değildir.
Bir şarkı,
sen onu söyleyene dek
şarkı değildir.
İyilik kalbine,
orada durması için
konmadı.
İyilik,
sen onu dağıtana dek
iyilik değildir!