Yalnızlık bir krallık mıdır?
Charles Bukowski’nin bir şiir kitabının adı “En iyi adamlar yalnızken güçlüdür” adını taşır.
Bir şair dostumun da yalnızlık üstüne söylediği benzer bir yaklaşımını hatırlıyorum:
“Kırılgan ve örselenmiş anların, aşkların, bırakılmışlıkların, bir başına krallık zamanıdır yalnızlık!”
Edebi ve felsefi açıdan irdeleyip, popüler kültür ile harmanladığınızda; yalnızlık konusu alıp başını derinler doğru gidiyor. Tabii ki hayatın içinde yalnızlığı seven de var, sevmeyen de.
Yalnızlık nasıl bir şeydir?
Bana sorarsanız; yalnızlık berbat bir şeydir derim. Üstelik yalnızlığın hüzne endeksli acımtrak bir tadı; insanı sallayıp duran tuhaf bir iklimi vardır. O yüzden derim; hayatın içinde eş olmalı, dost olmalı, arkadaş olmalı, çok olmalı ve hayatı onlarla her gün dostça, kardeşçe ve birlikte paylaşmalıdır. Ben; hayat diye işte böyle adres kalabalıklarını, dolayısı ile oralardan fırlayıp gelecek heyecanları, koşturmaları, maceraları ve insana dair tüm farklı ses ve renkleri tercih ederim.
Cahit Sıkı Tarancı’nın “Yalnızlık” şiirinde, bir başına olmanın insanı boyuttaki dramıyla; yalnızlığın iç acıtan eski bir fotoğraf hüznü vardır.
Ve gerçekten yalnızlık; Tarancı’nın aşağıda yer alan dizelerindeki gibi bir şeydir:
Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan,
Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.
Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan
Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık.
Gördüm yapraklarımın bir bir döküldüğünü,
Baharda yaşamanın bilmedim nedir tadı.
Gemi yüzü görmeyen bir limanın hüznünü
Kimsesiz gönlüm kadar hiçbir gönül duymadı.
Bir ayna parçasından başka beni kim anlar,
Bir mum gibi erirken bu bitmeyen düğünde?
Bir kardeş tesellisi verir bana aynalar;
Aynalar da olmasa işim ne yeryüzünde?
Bu yazımızda yalnızlığa bir kenarından dokunalım, konuşalım istedim. Neticede yalnızlık da insanın beşeri bir boyutu, bir insan hali değil midir?
Şimdi birlikte hele bir arkamıza yaslanalım. Varsaydığımız bir “yalnızlık paneli”ndeki dinleyiciler gibi “Yalnızlık ne zamandır?” sorusunun yanıtlarına bir başka boyuttan bakalım:
* Yolda hiçbir yere yetişme gereği olmadan yürürken, birden yavaş yavaş yağmur başlar hani. Ve siz alışkanlıkla adımlarınızı hızlandırır ve sonra hatırlarsınız ki nasılsa görecek, sizi umursayan, sırılsıklam olmuş olmanıza üzülecek, sizi seven biri yok! Adımlarınızı tekrar yavaşlatarak, evinize yalnız başına akşam yemeğini yemek üzere döndüğünüz andır…
* İş dönüşü kapıyı anahtarla açıp karanlık eve girdiğinizde ve “ben geldim!” dediğinizde, karşılık verecek kimse olmadığı andır…
* İçeriden nefis yemek kokularının gelmediği, “hoş geldin oğlum / kızım / sevgilim / arkadaşım” diye karşılanmadığınız bir eve adım attığınız andır…
* Akşam yemeğini yalnız başınıza yerken birden bir şeyler anlatmak, paylaşmak istediğiniz binlerce cümle olduğunu ve bu cümlelerin boğazına dizildiğini anladığınız andır…
* Güzel bir yemek yaparsınız ve tek başınıza yerken, halıya bir parça dökülür de; eğilip sorarsınız hani: “nasıl güzel olmuş mu?” İşte yalnızlığını anladığın an; o andır…
* Heves edip aldığınız tüm yiyeceklerin en küçük boy olmalarına rağmen bitmeden bayatlayıp atıldığı andır...
* Evinizde, odanızda etrafınızı deli gibi dağıtmanıza rağmen kimselerin size laf söylemediği, kimselerin o dağınıklarınızı toplamadığı, tınmadığı andır...
* Gözlerinizden yaş düşerken kendi mendilinizi kendinizin aldığın andır…
* Hastalandığınızda bir tas çorba pişireniniz yoksa ya da ameliyata girerken cüzdanınızı hastabakıcıya bırakıp, “hakkını helal et!” dediğiniz andır…
* Sevdiğiniz şarkıyı sizin kadar sevebilecek hiç kimsenin yanınızda olmadığı andır…
* Diğerlerinden olmadığınız, biraz daha farklı olduğunuz için arkadaşlarınızın sizi terk ettiğini anladığınız andır…
*Evde şaşkın bir vaziyette salya sümük ağlarken uzun uzun “kimi arasam?” diye düşündüğünüz ve istediğiniz gibi bir isim bulamadığınız andır...
*Gece çok geç olmuş sanıp yatarken, saatin daha 12 bile olmadığı anladığınız ve kendi kendinize gülerek, “tavuk gibi erken mi yatacaksın!” dediğiniz andır…
* Bir bayram sabahı, ailece yaşayan karşı komşunuzun sizin yalnızlığınıza çare olsun diye “isterseniz gelin beraber kahvaltı yapalım” çağrısını duyduğunuz andır…
* Hastayken nane - limon yapacak, ateşinize bakacak, üzerinizi örtecek ve şefkat gösterecek kimsenin olmadığı andır...
* Televizyondaki spiker sunumunu bitirip “iyi akşamlar” dediğinde “sana da!” diye karşılık verme ihtiyacı duyduğunuz andır…
Gördüğünüz gibi; yalnızlık zor zanaat!
Hepimiz biliriz; gerçekten Yalnızlık Allah’a mahsustur. Ve bu dünyada her canlı nihayetinde bir eş, dost, arkadaş arar.
Bakın; taşın kanı yoktur ama onu da yosun sarar!