İneğin ne kadar süt veriyor?..
Akil bir adam söylemiş:
“Oğlum, bütün hayatını kolların ve ayakların belirlemeyecek. Hayatına asıl yön verecek olan beynin ve kalbindir. Bir şeyi gerçekten istiyorsan, bütün engelleri yenip ona ulaşabilirsin! Başarıya yani!..”
Ve fakat başarının, her zaman çok çalışmak, azim, irade ve emekle inşa edilmek gibi pahalı giderleri var.
Buradan hareketle hayata baktığınızda ve dünya bir hazineyse eğer; bunun paylaşımında iki taraftan çok olanı edinecekler; daima çalışıp sonunda başarıya ulaşanlar olacaktır. Elbette yan gelip yatanlar değil!
Esasında böyle bir tabloda sonuç baştan belli. Çalışanlar her zaman ve mutlaka kazanan, çalışmayan tembeller de hep kaybeden taraf olur. O yüzden dünyanın neresinde olursa olsun çalışkan insanların sürekli olarak öne çıkmaları, lider olmaları, karizmatik olmaları, örnek olmaları ve dolayısı ile başarılı olarak hep kazanacak olmaları da, tabiidir. Çalışarak başarılı olanların toplum içindeki dikkat çeker kimlikleriyle alkışlanmaları, göze batmaları da, yine çok doğal olarak bu işin olması gereken taltifi ve hak edilmiş ödülüdür.
Kendi adıma iki hayvan tanırım ki, çalışmada üstlerine yoktur. Bunlardan birisi hepimizin bildiği gibi karıncalar, diğeri de bal arılarıdır. Karıncalar doğanın yorulmak nedir bilmeyen inanılmaz işçileri, bal arıları ise dünyamızın en usta mimarları ve kimyagerleridir. Karıncaların çalışma güçlerinde son yoktur. Balarılarıysa, ekip çalışmasının gücüyle donanmış, başlı başına birer süpermendirler! Ben, her zaman konu “çalışkanlık - tembellik” olduğunda, karıncalardan, arılardan hareket eder ve tabii olarak onların karşısına da tembeller şahı ağustosböceğini oturtarak konuya yatay bir geçiş yaparım.
Şimdi yaptığım gibi…
Dolayısı ile aynı konuya bir de insan tarafından baktığımda; toplum içinde basit, sıradan bir insanın elinden geleni yapmaya çalışmasının, sözde zeki bir adamın tembelliğinden çok daha iyi, çok daha yararlı olduğuna da inanırım.
Mark Twain’ın çalışarak başarıyla gitme adına doğru bir tespiti var:
“Bundan yirmi yıl sonra yaptığınız şeylerden dolayı, yaptıklarınızdan daha fazla pişman olacaksınız. Öyleyse demir alın ve güvenli limanlardan çıkın, rüzgarları arkanıza alın, araştırın, hayal edin ve keşfedin." diyor. Kısa tercümesi de şu:
Zamanı yerinde değerlendirin, geç kalmayın. Başarıyı çalışarak keşfedin.
Bu vesileyle yazımızı “çalışkanlar ve tembeller” üzerine bir balans ayarı yaparak çeşitlendirelim:
* Çalışkan her zaman çözümün bir parçasıdır, tembel olan her zaman problemin bir parçasıdır.
* Çalışkanın her zaman bir programı vardır, tembelin her zaman bir özrü vardır.
* Çalışkan "Bu işi senin için yaparım" der, tembel "Benim işim değil ki" der.
* Çalışkan her sorunda bir çözüm görür, tembel her çözümde bir sorun görür.
* Çalışkan "Uzak ama, yolu biliyorum" der, tembel "Yakın ama, yolu bilmiyorum" der.
* Çalışkan çakılların yanındaki çiçekleri görür, tembel çiçeklerin yanındaki çakılları görür.
* Çalışkan "Zor olabilir ama mümkün" der, tembel "Mümkün ama çok zor" der.
* Çalışkan konuşmak yerine yapar, tembel yapmak yerine konuşur.
* Çalışkan ağlamak yerine çalışır, tembel çalışmak yerine ağlar.
* Çalışkan beynini çalıştırır, tembel çenesini.
Sonuç olarak:
İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında zengin olan kazanırdı. Bilgi çağında, yani günümüzde ise bilgili olan kazanacaktır. Yani çalışanlar ve çalışkanlar.
Bir küçük kıssayla da bağlayalım:
İneği olan köylüye sormuşlar: İneğin ne kadar süt veriyor?”
Köylü cevap vermiş:
“İneğim hiç süt vermez! Sütü ondan sizin almanız gerekir!..”