Alem delikanlı görsün!
Kimi zaman bir yazıya nasıl, nereden, hangi köşeden gireceksiniz, nasıl başlayacaksınız kestirmesi zor oluyor. Bu yazıda da tam kara kara düşünüp bu karambolü yaşarken, iç sesim “Dur be aziz kardeşim” dedi, “şu memlekette gün içinde sayısız fıkra üretimi yapılıyor. Fıkralar dünyamızdan beslenmeyi denesene! Hiç olmazsa okura da bir tebessümü şansı verirsin.Tabii eğlenceli bir şey yazarsan!”
Doğru söz ne denir!
Üstelik fıkra dediğin şey, sıkıntılı ortamda her derde deva! Sen yeter ki anlat!
Anlatıyorum:
Biri 90’nını geçmiş, diğeri 80 yaşında iki eski toprak arkadaş, Beyoğlu’nda bastonlarına dayanarak ve vitrinleri izleyerek ufak ufak geziyorlarmış. Derken bir ara yanlarından sapsarı saçlarını savurarak, mis gibi kokuları eşliğinde, yemyeşil gözlü, çok güzel, çok alımlı genç bir kadın geçip gidince, 90 yaşında olanı, 80’lik dostuna dönüp iç geçirerek konuşmuş:
“Ah, ah!.. Üstadım, ben şimdi senin yaşından olacaktım ki!..
Gördüğünüz gibi kimilerine göre yaşlılık, durum ve hal gidişe göre göreceli, hatta eğlenceli bir şey.
Gerçekten insan neye göre yaşlıdır?
Hangi yaşta olursa olsun bu salvo, kestirmeden ve muhtemelen bizde hep söylenegeldiği üzere, “insan hissettiği yaştadır!” ile savuşturulabilir. Esasen, neticede bir gün her insan mutlaka yaşlanacak ve o zaman Hanyayı da Konyayı da daha yakından görerek, “Vay canına, demek artık ben de yaşlı bir insan oldum ha!” diyecektir.
Ancak yelkenleri de hemen suya indirmeyelim.
Çünkü tıp ve gelişen teknoloji bu konuyu sürekli sıcak tutup ha bire silkeliyor. Dolayısı ile nüfus cüzdanımız geçip giden yıllarla eskimeye yüz tuttukça, bedenimizin de aynı şekilde eskiyeceği görüşü, çağdaş tıptaki baş döndürücü son teknolojik gelişmelerle birlikte giderek geçerliliğini yitiriyor gibi gözüküyor.
Bu konudaki gelişmeler başta Anti-aging bombardımanı olmak üzere, eğer bu şaşırtıcı hızla devam ederse, çevremizde hava basan 60'lık delikanlılar ve 50'lik genç kızlar sayesinde geride bırakılan yıllar, takvim üzerinde kalan sayılardan ibaret olacak!
Şunun için anlatıyorum:
Kimi zaman çevremde çok hızlı yaşlandığını düşünen, bu konuda karamsarlığa düşen, ha babam kendini dinleyip, elini kalbinin üstünde tutan; üstelik benden çok genç bir çok dostum olduğunu üzülerek görüyorum. Çoğu özellikle aile geçmişine, ailenin geçmişteki gen terminolojisine bakıp, “Birader benim babam da çok çabuk çöktü, ona benzemişim” ya da “bizim aile yapısı böyle abi! Ne saç, ne baş ne diş, ne kalp, döküle döküle öyle hızlıdan gidiyoruz işte!”sinden sözlerle yakınıp duruyor.
Tabii ki konunun genelindeki şu gerçeği de atlamamak gerekiyor.
Çoğu insan hayatın içindeki yanlış davranışlar, arızalı yaşam tarzı, ters ve kalitesiz sosyal seçimleri; sağlık durumunu doğrudan etkileyen kötü beslenme, sigara, alkol ve benzeri gibi kötü alışkanlıklar eşliğinde ve tabii ki kendi iradesiyle; yaşlanmayı ne yazık ki zamanında önce gündemine getirmiş, seçmiş ve edinmiş oluyor.
Bana göre yaşlı olmak, yaşlanmak, yukarıdaki fıkrayı da harmanladığınızda gerçekten göreceli bir şey. Hayata şartlar ne olursa olsun daima olumlu bakabilmek, insanları ve yaşamayı sevmek, sıkça gülmek ve benzer pozitif noktaları bulup hayatla dalganızı geçmek de, yaşlanmayı engelleyen önemli etkenler olarak düşünülmelidir.
Esasında yaşlandığımız için eğlenmekten, gezmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz. Eğlenmek, oynamak, gezmek ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için ve işte asıl o zaman; mecburi istikametin yaşlılık olduğunu görürüz.
Bu konuda yapılan araştırmalar, cesareti kırılıp, erkenden yaşlanma korkusuna kapılanların daha hızlı yaşlandığını gösteriyor. İşi gücü bir yana bırakıp, kendini yaşlanmanın hüznüne kaptıranlar, yani erken havlu atanlar daha hızlı ve kötü yaşlanıyor. Çalışkan ve üretken insanlar, kendini ardında bir şeyler bırakmaya ve yaşadığı topluma, insanlığa, evrensel değerlere adayanlar hem bu dünyada hem öbür dünyada daha çok yaşıyor.
Geçtiğimiz haftalarda bir gazetede “Karabük Demir Çelik Fabrikaları'ndan emekli olan 65 yaşındaki Orhan Çakır, İzmir'de yapılan Türkiye Masterler Atletizm Pist Şampiyonası'nda çekiç atmada Türkiye Şampiyonu oldu”haberini okuyunca, aklıma John Dewey’in(*) pek sevdiğim bir anektodu geldi.
Amerikalı filozof ve eğitim kuramcısı John Dewey 90. doğum gününde bir gazeteciyle yaptığı röportaj sırasında söz kitaplara gelmiş.
Gazeteci sormuş:
“Yıllardır kitap okuyorsunuz. Okuduğunuz onca kitabın size ne faydası oluyor?”
John Dewey okuduklarının yaşamına ne denli katkıda bulunduğunu şu ilginç cümlelerle anlatmış:
“Dağlara tırmanmama yardım ediyor!”
Gazeteci:
“Dağlara tırmanmak mı? Dağlara tırmanmanın ne faydası var?”
Dewey sözlerini şöyle açıklamış:
“Tırmanacağınız diğer zirveleri görebilmek için dağlara tırmanmak gerekir. Bundan vazgeçtiğiniz an kaç yaşında olursanız olunuz, yaşamınız sona ermiş demektir!”
93 yaşında ölen bu tecrübeli dağcıya güvenmek gerek.
O yüzden yaşlanıyorum diye hayıflanmayın, komplekse girmeyin, havlu atmayın ve yaşlanmak için acele etmeyin!
Başınız dik, gözleriniz bulutlarda, dağlara tırmanın ki;
Alem delikanlı görsün!..
(*)
1859 –1952 yılları arasında yaşamış olan John Dewey'in Türk eğitim sistemindeki yeri büyüktür. Atatürk'ün daveti üzerine 1924 yılında Türkiye'ye gelmiş ve 'Türkiye Maarifi Hakkında Rapor' hazırlayarak Milli Eğitim Bakanlığı'na sunmuş, ülkemizde eğitim konusunda değişik ve yararlı çalışmalar yürütmüştür.