Bir yaz günü Kadıköy vapurunda
Yazın güne tırmandığı ve hayatımızı sarmalayan sıcak partnerliğinde, günlük koşturmaların türbülansından biraz kaçamak yapıp; yaşamaya dair güzel ve renkli hayallere el sallamanın şimdi tam havası.
Önce ufuktan denizin mavisini aralayıp, Orhan Veli’nin “Açsam Rüzgara” adlı şiirinden iki dizeyle bir iyotlar soluması, bir engin denizler güzellemesi yapalım:
Açsam rüzgara yelkenimi;
Dolaşsam ben de deniz deniz,
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
Bir limanda, büyük ve beyaz...
Mercan adalarda bir liman...
Beyaz bulutların ardından,
Gelse altın ışıklı bir yaz.
İşte şimdi hüküm sürmekte olan ışıklı bir yazın tam da mavi, köpüklü, beyaz sularına doğru yüzmek üzereyiz. Şu sıralarda cümle canlılar, yazın harlı öpücükleriyle kendinden geçmiş; saçlarından yakaladıkları hayatın eşliğinde güne daha tutkuyla sarılmanın hazzını yaşıyorlar.
Doğal repertuarıyla yaz; ağaçları, çiçekleri, kuşları, böcekleri, suları, şarkılarıyla kanatlandırıyor; renkleriyle uçuruyor, yol haritaları ile insanları blues adalara, turkuaz suların serin, muz kokan rüyalarına taşıyor.
Her zamanki gibi daha iyimser, şiir gibi, şarkı gibi, kitap gibi sıcak bir mevsim olmanın sükunetini yedeklemiş; öfkeleri, örselenmeleri geride bırakmış, iyilikleri paketlemiş ve gelip elini omzumuza atarak, “hey dostum, bak ben yine geldim!” diyor yaz.
Sanırım her gelen yaz bir önceki kışın ödülüdür ve hayata dair yaşanılası bir zaman diliminin de bu yüzden gülen, kıpırdayan resmidir.
Sonrasında yaz; insanı çoğaltır, kümeleştirir, biriktirir, yalnızlığı kovar. Yaz tüm mevsimlerden öte; size çok olabilmenin ve yanı sıra hayatın kayda değmez gibi görünen, basit ama aslında çok önemli kerteriz noktalarını da hatırlatır.
Yazlık bir pencereden, bir tatil yöresinden, kıyıdan, plajdan, motordan, kayıktan, kotradan, şarpiden, güvertelerden ufka bakarken; gün içinde akıp giden küçük, kimi değersiz ayrıntıları da hatırlamakta yarar var. Çünkü hayatımızın büyük bir bölümü aslında bu küçük ayrıntılarla geçip gidiyor. Bir kaç küçük örnekle, bu sıradanlıkların ne kadar önemli olduğuna bir göz atalım mı?
Evinizi, yazlığınızı, konuklar gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsanız bir çok arkadaşınız var demektir.
Faturalarınızı, kiranızı zamanında ödeyebiliyorsanız, bir işiniz, geliriniz var demektir.
Şortunuz, pantolonunuz, eteğiniz biraz sıkmaya başladıysa, aç kalmıyorsunuz demektir.
Gölgeniz sürekli sizi izliyorsa, güneş ışığını görüyorsunuz demektir.
Aracınızı park ettiğiniz yerden işyerinize kadar yolu uzun buluyorsanız, iyi yürüyebiliyorsunuz demektir.
Vapur, metro beklerken ya da otobüs durağında yanınızdaki adam metal paralarla oynuyor ve bu sesten o rahatsız olmuyorsa; siz iyi duyuyorsunuz demektir.
Döşemeleri silmeniz, musluğu onarmanız, evyeyi parlatmanız, bahçeyi çapalamanız gerekiyorsa bir eviniz var demektir.
Sabahları çalar saatinizin sesiyle uyanıyorsanız güne hazırlıklı ve sağlıklısınız demektir.
İşyerinizdeki sorunları asla evinize taşımıyorsanız, ailenize önem veriyorsunuz demektir.
Ev telefonunuz, cep telefonunuz sık sık çalıyorsa sizi sevenler, arayan dostlarınız ve sorumluluklarınız var demektir.
Kediniz, köpeğiniz, tavşanınız, kuşunuz, balığınız varsa; hayvanları da seviyorsunuz demektir.
Velhasıl, sayısız örneği verilebilecek tüm bu küçük detayların ayrımını yapabiliyor ve öneminin farkına varabiliyorsanız; aslında siz yaşıyorsunuz, hayata tutunmuş ve en azından çoksunuz demektir.
Bunların yanı sıra, şu sıralar yüreğinizde küçük yeşil bir dal da saklıyorsanız eğer; muhtemelen şarkı söylemeye mutlaka bir kuş yakında ziyaretinize gelecek demektir!
Ne demiştik: Yaz çoğaltır çünkü!
Hayatımızın şimdilerdeki bölümünde, bir şekilde, bir yerde, bir tatil yöresinde, belki de tatil projenizin eşiğinde, güzelim yaz hüküm sürüyor artık. Yeni insanlarla, yeni arkadaşlarla, yeni ortamlarda iseniz ya da olmak üzereyseniz eğer; bu yazıya şu satırlar sonrası artık boş verin, dalganızı geçip keyfinize bakın. Sevdiklerinizle, dostlarınızla güneş, deniz, kum, kır, dağ, bayır, tepe, yazınızı yaşayın!
Ve şunu da arada hatırlayın. Cennet’e gitmenin iki yolu var:
1) Gerçekten öldüğünüz zaman...
2) Gerçekten yaşadığınız zaman...
Şimdi bu yazı nasıl bitmeli?
Şöyle olabilir:
Bir yaz günü Kadıköy vapurunun güvertesinde bir yanımda İstanbul, bir yanımda martılar, bir yanımda insanlar; güle oynaya iş bu yazıyı hep birlikte yazdık!..