Beynim; bir numara!
“İnsan beyni ortalama 1.5 kg.lık bir mucizedir ve tahminen 140 milyar hücreden oluşmuştur. Bir hücrenin diğer bir hücreyle arasındaki bağ sayısı 5-10 bin kadardır ve sadece bir insanın beynindeki bu bağların toplam uzunluğu yaklaşık 2.5 milyon kilometredir. Başka bir anlatımla, sadece bir insanın beynindeki bu bağların toplam uzunluğu dünyanın çevresini yaklaşık olarak 62 kez dönecek uzunluktadır. Beyin ağırlık olarak insan vücudunun sadece %2 sini oluşturur ama vücut enerjisinin ve vücuda giren oksijenin yaklaşık olarak % 20 sini tüketir. Bu tüketim özellikle öğrenme ve zihinsel etkinliklerin yoğun olarak yaşandığı zamanlarda daha da artar. İhtiyaç duyulan bu enerji ve oksijen beyne kanla taşınır ve beyinde bir günde yaklaşık olarak 850 litre kan akışı geçekleşir.”
Yukarıdaki satırları Ç.Ü. Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. M. Oğuz Kutlu’nun bir yazısından aktardım.
Sonra da bu vesileyle vücudumun istisnasız tüm organlarına en derin saygı ve sevgilerimi sunarak, minik bir kemik kutuda korunaklı beynimin gücü karşısında ceketimin düğmelerini ilikleyerek esas duruşa geçtim. Sonra da hayatım boyunca ona karşı vecibelerimi ne kadar yerine getirip getirmediğimi düşündüm.
Beynimin kötücül, karamsar, karanlık, ruhsuz, düşmanca duygularla bezendiğinde ne kadar berbat olabileceğini; çalışırken, o inanılmaz mesaisi sırasında ne kadar sıkıntı ve azap çekebileceğini düşündüm. Sonunda onun her zaman sadece sevgiyle, saygıyla, iyi ahlak sahibi olarak ve iyi duygularla beslendiğinde çok daha iyi çalışacağına, verimliliğini artıracağına, böylece bedenime ve ruhuma, dolayısı ile hayatıma daha çok katkı sağlayacağına bir kez daha bütün kalbimle ve gönülden inandım.
Evet; beynim işte bu yüzden bir numara ve bedenimin starıdır!
Bu açıdan baktığınızda, hayatın koşturmaları içinde beynimizi boş şeylerle doldurmak, beynimizi gereksiz ve yararsız şeylerle donatıp, arada zamanı çatır çatır harcayıp heba etmek, aslında ne kadar büyük bir kayıp.
İşin özü ve doğrusu, beynimizin asla kirlilik istemediği, karanlığa tahammül edemediği, onun en büyük gıda kaynağının ışık ve özellikle sevgi olduğu gerçeğidir.
Tam burada, küçük bir kıssaya yol verelim:
Yaşlı adamın dostlarından biri kendisini ziyarete gelmişti. Konu konuyu açtı ve sonunda konuk; yaşlı adama dönüp, onun bir arkadaşı üzerine dedikodu yapmaya başladı:
“ O arkadaşınla ilgili, ne duyduğumu biliyor musun?.. ''
“Bir dakika bekle!” diye cevap verdi yaşlı adam ve devam etti.
“Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bana söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?”
'' Hayır'', dedi adam. ''Aslında bunu sadece birilerinden duydum ve...”
''Tamam, anlaşıldı'' dedi yaşlı adam. “Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun! Peki, arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey; iyi bir şey mi? “
'' Hayır, sanmıyorum. Bilakis tam tersi!''
'' Öyleyse '', diye devam etti yaşlı adam. “Anladığım kadarı ile onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan da emin değilsin. Peki bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey; benim bir işime yarar mı?”
''Hayır. Zannetmem!'' dedi konuğu.
''İyi '', dedi yaşlı adam ve sonunda sözün özünü bağladı:
“Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar değilse; bunu bana niye söyleyesin ki! Beynine yazık değil mi! ”
Görüldüğü gibi hayatın içinde iyi, doğru, yararlı olmayan ve aslında beynimizi hırpalayan gereksiz söylem ve takıntılar, aslında ruhumuzu çizip kanatmaktan, egolarımızı şişirmekten başkaca hiçbir olumlu şeye yaramıyor.
Finalimiz; bu yazıyı bağlamaya yararlı renkli bir poster olsun:
“Posterior superior temporal sulcus” Latince bir tanım ve Amerikalı bilim adamlarınca keşfedilmiş beynimizdeki bir bölgenin adı.
Anlamı da;” Karşılık beklemeksizin diğer insanlara bir şekilde yardım etme eğilimi.”
Bu yazı da zaten bu amaçla yazıldı!