Harikalar dünyası!..
Dünyanın 7 harikasını, sanırım hemen herkes bir kenarından, kıyısından hatırlar.
Örneğin hafızanızın hayal parkurunda, dönemine göre muazzam yükseltideki Rodos Feneri’nden uzakları şöyle bir tarayıp; Babil’in muhteşem Asma Bahçeleri’nde soluklanabilir, sonra da Mısır piramitlerinin azameti önünde benim gibi apışıp kalabilirsiniz!
Kahire’ye gittiğim ve piramitleri yerinde ilk kez gördüğümde, bu harikalardan biri olan Keops Piramiti’ne dokunduğumu; gözlerim kapalı beş bin yılın öncesine ışınlandığımı ve o an heyecandan sallandığımı hatırlıyorum.
Keops Piramidi şu anda dünyanın yedi harikasından günümüze dek ayakta kalabilmiş tek yapıyı simgeliyor. Bu Piramit 4. Hanedanlık zamanında M.Ö. 2560 yılında Firavun Khufu tarafından yaptırılmış. Keops Piramidi’nin yapımının 20 yılı aştığını oradaki mihmandardan dinlemiştim. Piramit yapıldığında 145.75 metre yüksekliğindeydi ve yapıldığından itibaren 43 yüz yıl boyunca da, dünyadaki en uzun yapı olarak kayıtlara geçmiş durumda.
Ayakta kalanlarından birini kestirmeden örneklediğim gibi, gerçekten hepsi tek kelimeyle harika yapıların olağanüstü görselliğini simgeliyor. Hepsi de dönemlerindeki koşullara karşın, insanın yapı kurma gücünü, yaratıcılık ve azim tutkusunu ifade ediyor.
Size kısa ve hızlı bir turla, dünyanın 7 harikasının bir ikisini şöyle bir anımsattım. Ne var ki 7 harikalı bu yazımızın içeriğinde olağanüstü boyutlar ve tarihin labirentlerinde yer alanların yerine, aşinası oluğumuz kendi halinde insani, saf ve doğal eğilimlerden söz etmek yer alıyor. Burada konu edeceklerimizin sadece iklimleri, parkurlarının tadı değişik ve sonuçta ortak noktaları da, hepimizin hayatına dair:
Öğretmen, öğrencilerine günümüz dünyasının yedi harikasının neler olduğunu sormuş ve bunları önlerindeki ödev kağıtlarına yazmaları söylemiş. Öğrenciler yanıtlarını yazdıkları kağıtlarını daha sonra öğretmenlerine vermişler. Öğretmen hızla göz attığı öğrenci yanıtlarında Keops Piramiti, Zeus, Artemis Tapınağı, Rodos Heykeli, Babilin Asma Bahçeleri, İskenderiye Feneri ve Mausoleum gibi klasik isimlerin eksik, doğru listelendiğini görmüş.
Öğretmen sonuçlar üzerine konuşurken, sessizce duran bir öğrencisini ve
henüz kağıdını vermemiş olduğunu fark ederek sormuş:
"Bir sorun mu var?"
"Bu konuda o kadar seçenek var ki, bir türlü karar veremedim. Ama işte şimdi bitirdim!" demiş öğrenci kağıdını uzatırken.
"Peki, söyle bakalım, senin listende neler var? Belki eksiklerine yardımcı olabiliriz" demiş öğretmen.
Bunun üzerine öğrenci önce biraz duraksamış, sonra elindeki kağıdı sınıfa dönerek okumuş:
"Bana göre dünyanın yedi harikası şunlar:
“Görmek, duymak, dokunmak, tatmak, koklamak, gülmek ve sevmek!”
Bence öğrenci haklı görünüyor ve dünyanın eski harikaları artık tarih, anı ve toz oldu.
Günlük hayatımızın koşuşturmasında siz de eğer sıradan gibi görünen bu çocuksu ve naif duyguların değerini biliyorsanız; hayatın içinde gerçekten görüyor, duyuyor, dokunuyor, tadıyor, kokluyor, gülüyor ve seviyorsanız; sizin de bu gerçek harikalar eşliğinde ve hayatın içinde bir geçiş üstünlüğünüz var demektir.
Bu soyut, ama hissedilebilen 7 özel kavram, esasen insanı bütünleyen, tanımlayan harika duyguların gerçek ifadesi değil mi?
Tabii, hayatın içinde bu optimist duygularla pozitif düşüncelere entegre olurken, bunlar ek olarak umudu da sürekli beslemek, onu da hiçbir zaman ve asla kaybetmemek gerekiyor. Yazımızı bitirirken Pers sultanının müthiş öyküsü de tam buraya ve konumuza denk düştü:
Dönemindeki bir Pers sultanı iki kişiyi ölüme mahkum etmişti. Sultanın atını canından çok sevdiğini bilen adamlardan bir tanesi, eğer kendi hayatını bağışlarsa; buna karşılık bir yıl içinde atına uçmayı öğretebileceğini söyledi sultana! Bir an, kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden sultan, bu öneriyi hemen kabul etti.
Diğer adam inanmayan gözlerle arkadaşına baktı. “Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle çılgınca bir fikirle çıkabildin ki ortaya? Sen yalnızca kaçınılmaz sonunu geciktiriyorsun; o kadar!”
“Pek değil!” dedi, birinci adam. ”Aslında kendime dört özgürlük şansı veriyorum: Birincisi, sultan bu yıl ölebilir! İkincisi, ben ölebilirim! At ölebilir! Ve dördüncüsü; belki ata uçmayı öğretebilirim!..”
Umut, hayatın içinde ve en zor durumlarda bile işte böylesine büyük bir enerjiyi ve gücü de kanatlandırıyor. Eğer yaşadığınız süre içinde yedi harikanızı sürekli ve kalkan gibi kullanarak onlara umudunuzu da eklerseniz; korkmayın; hayat güzeldir!