Eğlenmek için zorlu bir parkur!
Zor; kimi zaman iyidir!
Doğruya giden parkuru sağlam inşa etmenizi ve akıllı seçimler yapmanıza ön ayak olur. Tuhaftır ama, dayatması ve canı acıtması vücut ve ruh yapısındaki yapıtaşlarını daha kavi kılan şaşırtıcı bir terapi aroması da taşır. Çünkü zoru yaşayan ruh ve beden, zorlu aşamalarda edindiği deneyimlerin sonrasında yüzde doksan dokuz doğru adımlar atar. Sakıncasız istikameti, çözümleri, kolayın yollarını keşfederek sırtındaki ağırlık disklerini bir çırpıda savurup atmayı öğrenir.
Sonra da tecrübe denilen son derece pahalı bir diplomayı edinerek, zor bir durumda kaldığında gardını alıp, yaşadığı tatsızlığın, olumsuzluğun ve negatiflerin midesine kroşesini patlatır!
Yukarıda yazdıklarımız; tabii ki zoru başarmak isteyenler adınadır ve zora nakavt olanlara bu yazımızın nasıl bir katkısı olacağını kestiremeyiz!
Bununla birlikte hayatın içinde insanın karşısına çıkacak her zorluğun, aslında kişinin kendi adına büyük bir fırsat basamağı olabileceği gerçeğini de bu arada hatırlatmak isterim.
Özellikle iş dünyasında başarının, istikrarın, zenginliğin altın kapısı ve er meydanı da bu aslında. Çünkü zor; bu platformda hep ola gelendir ve zorluklar ticaretin ve iş dünyasının zehirli zakkum çiçekleridir.
Ancak tekrar hatırlayalım:
Zor kimi zaman pembedir ve tiryakiliği bünyeyi fena halde bozar!
Gelin; biz gene en iyisi renkli bir kıssa eşliğinde ve işi fazla zora sokmadan, masalsı bir pencereden bakalım şu konuya:
Eski zamanlarda bir kral, muazzam sarayına gelen yolun tam orta yerine geceden ve kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de sarayın yolu tepeden gören bir penceresine oturmuştu. Kralın aklında geçen şuydu:
“Dur bakalım şimdi ne olacak?”
İşleri gereği ülkenin zengin tüccarları, kervan sahipleri, saray görevlileri o gün birer birer saraya doğru gelmeye başlayınca, hepsi bu kocaman kayanın karşısında şaşırıp kaldılar. Kim koymuştu ki bu koca kayayı buraya?
Durum karşısında hemen hepsi şikayet ederek kralı eleştirmeye başladılar:
“Şuna da bakın! Koca kral halktan vergi alıyor ama yolları, üstelik saraya çıkan ana yolu dahi denetleyemiyor!” “Hiç böyle şey olur mu! Koskoca saray yolunun şu berbat haline bir bakın!”
Bütün tüccarlar, seyyahlar, dünyanın dört bir yanından gelmiş kervan sahipleri ve kültürlü saray görevlileri birbirleriyle bu konuyu tartışıp, kral aleyhine sözler eder ve laf üretirken; o sırada kayanın bulunduğu yere bir köylünün geldiği görüldü.
Köylü, her gün saray mutfağına sebze ve meyve taşıyan ve görünüşte sıradan bir insandı. Ama işte tam bu sırada kendisinden beklenmedik bir şey yaptı.
Sırtındaki küfeyi yavaşça yere indirdi ve bir hamleyle kayaya sarılarak, ıkına sıkına ve kan ter içinde kalarak onu yolun yan tarafına doğru çekmeye başladı. Büyük bir acı çektiği yüz mimiklerinden belli oluyor, ama istikrarlı küçük adımlarla da, kocaman kayayı seyredenlerin gözleri önünde, ağır ağır yolun kenarına doğru da çekiyordu.
Sonunda da kayayı yoldan almayı, yolu açmayı ve zoru başardı.
Bütün bunları izleyen tüccarlar ve saray görevlileri, gördükleri manzara karşısında şaşkınlık içinde kalıp, küçük dillerini yuttular!
Köylü ise tam küfesini yeniden sırtına alıp yola koyulmak üzereydi ki, kayanın eski yerindeki çukurunda bir kesenin durduğunu gördü. Keseyi aldı, açtı ve ağzına kadar çil çil altın ile dolu olduğunu gördü!
Kesenin içinde ayrıca kralın mühürlü küçük bir notu da vardı:
“Bu altınlar sadece kayayı yoldan çekene aittir!”
Yukarıdaki mini öykü; hayatın içinde karşımıza ve beklenmedik bir durumda çıkabilecek her engelin ve zorluğun geleceğimizi daha da zenginleştirecek bir fırsat olabileceğinin de çok küçük bir örneği değil mi?
Bütün mesele hayata tutunmaktan ve asla yenilgiyi kabul etmeden, güçlüklere karşı direnmekten geçiyor. Olası sorunlara karşı mücadele etme ruhunu taşıyorsanız; sonunda ödülünüz başarı ve hedef koyduğunuz her şeyin günün birinde sizin olacağı gerçeğidir.
Eğer yaşadığınız sürece güçlüklere karşı vereceğiniz mücadelede kendinizden başka hiçbir gücün sizi durduramayacağını da hesaba katıyorsanız, burada size patenti bende banko bir tüyo vermek isterim:
Hayatta en büyük eğlence başkalarının “yapamazsın!” dediğini yapmaktır.
Deneyin, görün, başarın, eğlenin!..