Dünyanın en güzel duygusu
Yardım ve yardımlaşma, insana yakışan ve elbette onu yücelten bir davranış olmanın yanı sıra, kimi zaman insan hayatını temelden değiştiren şaşılası öykülere de eşlik edebiliyor.Yardımlaşmanın, paylaşmanın ve sevginin karşılıksız birlikteliği asla tartışma götürmüyor.Yardımlaşma çok insani bir tercihi simgelerken, kimilerinin de  hayatını titreyen fay hatlarından kurtarıp, daha dayanılabilir ve daha bölüşülebilir kılabiliyor.Hintli ozan Rabindranath Tagore'un "Aleve aydınlığı için teşekkür et. Ama tükenmeyen bir sabırla gölgede durarak lambayı tutanı da unutma!" sözü ise, bu anlamda yazımıza doğrudan bir başka aydınlığı da getirmiş oluyor.İnsanlığın en soylu davranışı olan karşılıksız yardımlaşmanın enerjisi kimi zaman olağanüstü öykülere işte bu yüzden meşale olabiliyor. Gelin; şimdi konumuzla doğrudan ilintili gerçek bu hayat öyküsünü birlikte paylaşalım.:Bir İngiliz karı koca, yaz tatillerini doğayla baş başa geçirmek üzereİskoçya'nın uçsuz bucaksız kırlarına gitmişlerdi. Yanlarında delikanlı oğulları da vardı. Günlerden bir gün genç oğul, köyün hemen yanı başındaki koruda tek başına dolaşmaya çıktı ve ağaçlar arasındaki berrak ve ıssız su birikintisinin dayanılmaz çekiciliğine kapılarak oracıkta soyunup, serinlemek için suya girdi. Tabii, başına geleceklerden habersizdi. Vücudunu serin kaynak suyunun keyfine henüz bırakmıştı ki, dayanılmaz bir sancıyla bir anda ne olduğunu şaşırdı. Vücudundaki her kramp, bir öncekinden daha şiddetli geliyordu. Bir kaç dakika içinde, kendisini suyun üzerinde tutacak son gücünü de harcadı. Mücadeleyi kaybetmeye başladığını hissetti ve birden panikleyerek, can havliyle yardım çağırmaya başladı. Yakınlarda bir yerde tarlada çalışan bir köylü çocuğu, canhıraş feryatlarını duyarak imdadına yetişti ve onu son anda çekip gölden dışarıya aldı. Kurtulmuştu!.. Daha sonra delikanlının babası, oğlunu kesin bir ölümden kurtaran genç köylüyü teşekkür için evine davet etti. Söyleşi sırasında cesur delikanlıya gelecekle ilgili planlarını da sordu. Çocuğun buna yanıtı, isteksizce ve tek cümleydi:" Babam gibi çiftçi olacağım maalesef!"                                                          Oysa çocuğu kurtulan baba, şükran duygularıyla dolup taşıyor, vefa borcunu ödeyecek fırsat arıyordu."Başka bir şey mi olmak isterdin yoksa?" diye üsteledi. "Evet", diye başını öne eğdi genç İskoç: "Hep doktor olmak isterdim. Ama bizler fakir insanlarız. Böyle pahalı bir eğitimi babam karşılayamaz ki! ""Üzülme, istediğin olacak!", dedi İngiliz baba. "Tıp okuyacaksın. Hazırlan. Bütün masraflarını ben karşılayacağım!.." Aradan yıllar geçti. 1943 yılının Aralık ayında bir gün; dönemin İngiltere Başbakanı olan Winston Churchill Kuzey Afrika'da hastalandı. Doktorların koyduğu teşhis, çok şiddetli zatürreeydi. Hemen, o günlerde "penisilin" adı verilen mucizevi ilacı keşfeden Sir Alexander Fleming'e haber verildi. Fleming, İngiltere'den Afrika'ya uçtu ve yeni ilacını hasta İngiliz Başbakanı'na uyguladı. Penisilinin keşfine kadar ölümcül bir hastalık olan zatürree, Churchill'i öldürmeyi başaramadı ve mucize ilaç hemen etkili oldu.Penisilini keşfeden ve ilacı ile başbakanı bizzat tedavi eden AlexanderFleming, böylece Churchill'in hayatını kurtardı. Hem de ikinci kez!..Yıllar önce İskoçya'daki küçük gölde genç Churchill'i boğulmaktan kurtaran ve çiftçi olacakken, baba Churchill'in maddi desteği sayesinde tıp okuyan genç; ünlü İskoç Doktor Alexander Fleming'ten başkası değildi çünkü!..Bitirirken, kıssamızı da yapalım.:Birilerine yardım etmek için onların göle düşmelerini beklemeyin... Çevrenize bir bakın... Gücünüz varsa ve elinizden geldiğince, naçar durumda, kırılgan ve gerçek ihtiyaç sahibi olanlara yardım etme fırsatını heba etmeyin!.. Bu; dünyanın en güzel duygusudur. Tadın!..